ODTÜ Mezunları Derneğinin Mali Durumuna İlişkin Zorunlu Açıklama

Dernek Üyelerimiz ve ODTÜ Bileşenlerinin bilgisine;

16 Mart Cumartesi günü gerçekleştirilen Seçimsiz Olağan Genel Kurul’unda yaşananlarla ilgili gelişmeleri daha önce paylaşmıştık. Gelinen süreçte derneğimizin, ciddi bir mali ve buna neden olan yönetememe krizi ile karşı karşıya kaldığını somut verileri ile ortaya koymuş, üyelerimizi bu durum karşısında bilgi sahibi olmaya ve derneğimize sahip çıkmaya çağırmıştık.

Genel Kurul’u terk etmek durumunda kalmamızın ardından, özellikle mali konulara ilişkin sunulan çalışma raporunda- daha önce defalarca kez yaptığımız uyarı ve eleştirilere rağmen- yanlış bilgilerin verilmeye devam ettiğini üzülerek öğrenmiş bulunuyoruz. Genel Kurul’un hemen öncesinde istifa eden Sayman Üye Nihal Uysal’ın yerine görevi devralan Mete Mutlu tarafından yapılan sunumda 9 aylık döneminde yaratılan yaklaşık 1 milyon TL’lik zarar ve 2.2 milyon TL’ye çıkan finansal açığın tüm külfeti (1) geçmiş dönemde yapılan anlaşmalar (özellikle Tuborg ile yapılan anlaşma) ve (2) toplu iş sözleşmesinden kaynaklandığı iddia edilmiştir.

Bu konu daha önce 16 Ocak’ta yapılan bilgilendirme toplantısında da gündeme gelmiş, bir önceki yönetim kurulunda bulunan arkadaşlarımız bu bilgilerin gerçeği yansıtmadığını o toplantıda paylaşılmıştır. Buna rağmen devam eden spekülasyonlar, bizi bu açıklamayı yapmak zorunda bırakmıştır.

Buradayız grubu içinde çalışmalarını sürdüren ve geçen dönem yönetim kurulunda görev alan arkadaşlarımızın da daha önce ifade ettiği, görevde olan yönetim kurulunun sunumlarında da teyit ettiği üzere;

  • Yeni yönetim görevi gelir gider tablolarında artı 271 bin TL ile devir almış,bu rakamın 9 aylık süre sonunda yaklaşık olarak eksi 680 bin TL ye gerilemiştir.
  • Yine 1.2 milyon TL olarak devralınan finansal açık bugün 2.2milyon TL yeçıkmıştır (Detay için bkz. http://buradayiz.net/odtu-mezunlari-dernegi- calismalarina-ve-6-aylik-degerlendirmeye-dair-degerlendirmemiz-ii-mali- durum/ ).

Derneğimizin bu durumu endişe verici olmakla birlikte, yönetimin bu durumun sorumluluğunu alarak gerekeni yapmak yerine hala “geçmiş dönemden gelen yükler”den dem vurmaya devam etmesi üzücüdür. Bu bakış açısı sorunların doğru tespitini engellemekte ve krizin daha da derinleşmesine sebep olmaktadır.

Sorunların doğru tespiti için öncelikle geçmiş dönemin sırtlarına yüklediği “kambur” olarak görülen iki konuda doğru bilgilere sahip olmamız gerekir.

1. Tuborg Anlaşması

• Geçtiğimiz yönetim döneminde, daha önceki yıllarda yapılan sözleşmelerde taahhüt edilen kotanın henüz %60’ına gelinmişken, karşılıklı iyi niyet gösterilerek kalan kısım al sat yapılarak kapatılmıştır. Sözleşme, koşulları neredeyse aynı şekilde korunarak ve 180 bin + KDV ön ödeme (ön iskonto bedeline mahsuben) alınarak 5 yıl geçerli olmak üzere ve yaklaşık 60 bin litre taahhütle 25 Temmuz 2017 tarihinde yenilenmiştir.

  • Bu anlaşma ve anlaşmanın eki olan taahhüt senedi, o dönem yönetim kurulu üyesi ve Himmet Şahin’in vefatından sonra yönetim kurulu başkanı olan ve mevcut yönetim kurulunun da bir üyesi olarak görev yapmaya devam eden  İ. Seyhan Çamlıgüney ve yönetim kurulu sayman üyesi H. Can Doğan tarafından kişisel kefalet verilerek imzalanmıştır.
  • Bu tarz sözleşmelerin şartları ve yaratacağı sonuçlara ilişkin denetim yapmakla sorumlu dönemin Denetleme Kurulu (DK) (DK Başkanı Günay Bulutmevcut yönetimde de DK üyesidir– , DK üyesi Emre Güner – mevcut yönetimde de DK üyesidir-, DK Üyesi Ümit Ragıp Üncü – mevcut yönetimde yedek yönetim kurulu üyesi ve işletme komitesi üyesi olarak görev yapmaktadır) periyodik olarak yaptıkları yayınladıkları denetim raporlarda konuyla ilgili olumsuzluk belirtmemiştir.
  • Himmet Şahin’in vefatından sonra göreve seçilen YK Başkanı İ. Seyhan Çamlıgüney’in önerisi ve yönetim kurulunun kabulü ile A. İrfan Türkkolu (mevcut YK Başkanı), mali konularda Mete Mutlu ( YK Başkan Yardımcısı -Mart 2018 e kadar- ve mevcut Sayman) ve hukuki konularda Av. Mustafa Özer danışman olarak atanmıştır. Danışmanlarımızın, özellikle Mete Mutlu’nun finansal duruma ilişkin yaptığı çalışmalarda da sözleşme ile ilgili herhangi bir olumsuzluk belirtilmemiştir. Aksine, bizzat Mete Mutlu tarafından bu anlaşmanın piyasaya koşulları içerisinde oldukça iyi bir anlaşma olduğunu ifade edilmiştir. Sürece tanık olan Ümit Ragıp Üncü ve Emre Güner’in bu konuda mutlaka söyleyecekleri olmalıdır.
  • Mete Mutlu tarafından ifade edilen anlaşma şartlarının bira fiyatını marketlerin üzerinde tuttuğu iddiası tamamen çarpıtmadır. Alım fiyatları karşılaştırılarak bu iddianın doğru olmadığı görülebilir. Sözleşme, perakende satış fiyatından yaklaşık olarak %27 iskonto alınarak yapılmıştır. Eğer 180 bin TL + KDV ön ödeme alınmadan yapılsaydı iskonto %32-33 civarında olacaktı. Bütçenin kendini döndürebilmesi adına seçenekler arasında yapılan bu tercihin karşılaştırılması da merak edenler tarafından yapılabilir.
  • Anlaşmanın Derneğin geleceğini ipotek altına aldığı söylemi de tamamen çarpıtmadır. Sözleşmede yer alan 5 yıllık süreç 60 bin Litre ile sınırlandırılmıştır. Normal koşullarda bu rakam bir yönetim kurulu dönemi süresince tamamlanabilir bir miktardır. Örneğin geçtiğimiz yönetim döneminde yapılan 4 günlük Milyon Fest etkinliğinde, bira satışlarının bir kısmı derneğin kotasından gerçekleştirilerek (sadece kota kullanımı) 15 bin litre kotamızdan düşürülmüştür. Mevcut yönetim, seçilmelerinin ardından geçen yaz döneminde bu etkinlikleri “piyasacı” bularak iptal etmiştir. Bu yönetimin anlayışıdır denilerek saygı duyulabilirdi lakin Amerika’yı yeniden keşfeden yönetimin mali sorunların artmasıyla birlikte Çim Amfiyi kiralama projesini gündemine almış ve bugün kurtarıcı olarak sunması manidardır.
  • Son olarak, velev ki kötü bir anlaşma yapılmış olduğunu düşünelim, birkaç dönemdir bu sözleşmeyle birlikte konsolide mali tablolarda karlı giden dernek, bu dönem yine aynı anlaşmayla nasıl zarara uğrar? Bu anlaşmaların Derneğin mevcut mali durumunu açıklamak için en güçlü argümanlardan biri olarak sunulması abesle iştigaldir.

Tekrarlamak pahasına, süreçte aktif olarak yer alan ve yukarıda isimleri geçen üyelerimizin biri hariç hepsi bugün yönetim kurulunda çeşitli görevlerde yer almaktadır. Soruyoruz: Bu ne piyaz bu ne lahana turşusu?

Toplu İş Sözleşmesi

Öncelikle şunu belirtmek isteriz ki, kendisini emekten yana tarif eden yönetim kurulu sayman üyesinin, kendilerinin yarattığı çıkmazı çalışanların ücretleri üzerinden açıklamaya çalışması bizim için utanılacak bir durumdur.

Yapılan toplu iş sözleşmelerinde,
çalışan sayısındaki artışı da katarak toplam yıl sonu personel maliyetleri üzerinden çalışan ücretlerinde:

  • 2015 yılına kıyasla 2016 yılında %12
  • 2016 yılına kıyasla 2017 yılında %19
  • 2017 yılına kıyasla 2018 yılında %17

artış gerçekleştirilmiştir. Bu rakamların tamamı resmi olarak sunulmuş mali raporlarda bulunabilir. Eski yönetimlerde bu artışların maliyetlere oranı, işletme satış fiyatlarına yansıtılarak denge kurulmaya çalışılıyorken, mevcut yönetimin popülist uygulamaları bu artışı kontrol altında tutamama ve sürecin yönetilememe noktasına gelmesine sebep olmuştur.

Ücret artışı oranları iddiaları ile ilgili olarak, imkanlarımız el verseydi elbette Dernek emekçilerimiz için daha yaşanabilir ücretler alabilmesini sağlamak isterdik. Fakat mevcut TİS’te Yönetim Kurulu adına yapılan sunumlarda iddia edildiği gibi çalışan ücretlerinde %30ların üzerinde artış olduğu iddiası da gerçek dışıdır.

Bu konuda yetkili sendikalar Tez-Koop ve TOLEYİS in de açıklama yapmasını umuyoruz.
Bu spekülasyonları gerektirecek olası nedenler daha da endişe vericidir. Bu manipülasyonlarla, çalışanların ücretlerini ödeyememe, çalışma saatlerini kanunsuz bir şekilde arttırma çabası ve bugünlerde sıkça dillendirilen ücretsiz izin, “gönüllü işten ayrılma” gibi durumlarının eş zamanlı gerçekleşmesi aklımıza bazı soruları getirmektedir.

Genel Kurul’a katılan dostlarımız, Genel Kurul’u terk ederek bu gerçekleri orada ifade etmediğimiz için bizi eleştirmiştir. Biz hem usulüne uygun olmadan yapılan hem de tüzük değişikliği ile ilgili alınan kararla demokratik ve katılımcı bir sürecin işletilmesini engelleyen bu toplantıda bulunmayı doğru bulmadığımızı ifade ettik ve ediyoruz.

Yönetim kurulunu seçimlerde vaad ettikleri gibi her konuda şeffaf olmaya; yukarıda açıkladığınız konular başta olmak üzere tartışmalı konulara ilişkin en kısa süre içerisinde, tüm belgeleri üyelerimizin bilgisine sunarak adil ve katılımcı bir tartışma ortamının yaratıldığı bir forum çağrısı yapmaya davet ediyoruz.

Bu sürecin daha da derinleşmemesi için de yönetimin bir an önce istifa etmesi çağrımızı da yineliyoruz.

#BURADAYIZ

Genel Kurulu Niçin Terk Ettik?

ODTÜ Mezunları Derneği Üyelerimizin bilgisine,

Derneğimiz, üniversitemiz ve öğrencilerimiz için “Buradayız” diyerek ODTÜ Mezunları Derneği çatısı altında örgütlenen bizler, 16 Mart 2019 tarihinde yapılan 2019 Yılı Seçimsiz Olağan Genel Kurulu’nu terk etmek durumunda kaldık. Buradayız demenin sorumluluğu ile  derneğimizin güncel durumunu ve kararımızın sebeplerini kamuoyunun bilgisine sunarız.

Genel Kurulda gündeme getirmek istediğimiz, defalarca yönetim kurulundan bilgi istediğimiz ve alamadığımız önemli konuları siz dernek üyelerimizin bilgisine sunarız;

1- ODTÜ’lü öğrencilere destek olmak isteyen ODTÜ’lülerin ve ODTÜ dostlarının katkılarıyla oluşturulan Burs Fonunda  gerek bağışçılar ve gerekse maraton çalışma grubunun topladığı bağışlarla yaklaşık olarak 1 milyon 150 bin TL civarında para olması gerekmektedir. Fakat 31 Ocak 2019 itibari ile bu rakam bilançolara 664 bin TL olarak yansımıştır. Başka bir deyişle, burs olarak toplanan yaklaşık 500 bin TL  ihtiyacı olan öğrenciler için değil, derneğin başka harcamaları ve borçları için kullanılmıştır.

2- Yine Genel Kurula gelinirken, uzun süredir maaşları düzenli ödenmeyen çalışanların maaşları, salonda eleştiri almamak için apar topar ödenmiştir. Bu ödemenin yaklaşık 150 bin TL kadar bir miktarının yine burs fonundan kullanıldığı bazı yönetim kurulu üyelerinin ikili konuşmalarından duyulmuştur. 

İHTİYACI OLAN ÖĞRENCİLERE DESTEK OLMAK İÇİN BURS FONUNDA TOPLANMIŞ YAKLAŞIK 650BİN TL GİBİ BİR RAKAMIN BAŞKA AÇIKLARI KAPATMAK İÇİN ÇEKİLDİĞİ VE YERİNE KOYABİLMENİN OLDUKÇA GÜÇ OLACAĞI GÖRÜLMEKTEDİR.

3- Seçilen yönetim kurulunun göreve başladığı Haziran 2018’den Aralık 2018 sonuna kadarki 6 aylık kısa süreçte yaklaşık 1 milyon TL gibi  zararla dönemi kapatmıştır. Bir önceki dönem yönetim kurulu görevi devrederken gelir gider farkı arttı 271 bin TL iken Aralık ayı sonunda görevdeki yönetim mali yılı eksi 663 bin TL ile kapatmıştır.

4- “Derneği kurtarma projesi” olarak sunulan Çim Amfi’nin kiralanması ile ilgili sözleşme defalarca kez endişelerimizi dile getirmemize ve sözleşmeyi imzalanmadan üyelere açık bir ortamda tartışılmasını talep etmemize rağmen, şeffaf bir süreç izlenmeden imzalanmıştır. Aldığımız duyumlar bu anlaşmanın var olan borç batağını düzeltmek yerine daha da derinleştireceği bu yetmezmiş gibi  derneğimizin geleceğini de ipotek altına alabileceği riskini taşımaktadır.

Genel Kurulu terketme nedenlerimiz;

Yeni yönetimin belirlendiği son genel kurulda (9-10 Haziran 2018)  alınan karar gereği, 2018-2020 döneminde görev yapacak yönetim kuruluna Dernek Tüzük ve Yönetmeliklerin değiştirilmesi / güncellenmesi için olağanüstü genel kurul yapma görevi vermiştir. Bu doğrultuda yönetim kurulu yasal süresi içinde geçtiğimiz günlerde 16 Mart Cumartesi günü için Seçimsiz Olağan Genel Kurul çağrısı ve 17 Mart Pazar günü ise bahsedilen olağanüstü genel kurul çağrısını yapmıştır. Ancak bugüne gelindiğinde (16 Mart) her iki genel kurulu ortak gündemle toplamaya çalıştığı görülmüştür. Bunun usul olarak yanlışlığına ve genel kurulun hukuki olarak tehlikeye düşebileceği gerçeğine itirazlarımıza, kürsü konuşmalarımıza rağmen ben yaptım oldu dayatması ve divan başkanının tarafsızlık ilkesine aykırı biçimde yangından mal kaçırırcasına gündemi oylamaya çalışmıştır.

Yönetimin Dernek Tüzük ve Yönetmeliklerin değişikliklerinin kabulü yönündeki, madde madde tartışıp oylanması yerine çok iyi bildiğimiz torba yasa modeline benzetip tümünü oylayıp bitirelim tutumu ve duyarsızlığı
– ısrarlı itirazlarımıza rağmen – çok manidardır. Tüzüğümüzde, ki tüzük değişikliği Genel Kurulda, yönetmelikler ise yönetim kurulu tarafından değiştirilir ancak bu değişikliklerin Genel Kurul onayı şartı değiştirilerek bazı yönetmelikleri tamamen Yönetim Kurulunun sorumluluğuna bırakmak acaba bunun bir sebebi midir? Yetkileri tek elde toplayan anlayışı bize hatırlatmaktadır. Parmak sayısı kadar demokrasi anlayışı ile,  tamamen usulsüz olan genel kurulda kalmamızın bir anlamı olmadığına karar vererek, görüşmelere geçilmeden salonu terk ettik.                                                                                                       

Sonuç olarak,

Derneğimiz hem idari hem mali yönden bir açmaza sürüklenmeye devam etmektedir. Böyle devam etmesi durumunda Derneğimizin geri dönülemez bir noktaya gideceği açıktır. Dernek yönetim kurulunun kendisinin yarattığı bu süreci tersine çeviremeyeceği net olarak görülmüştür. Derhal daha fazla zarar vermeden istifa etmelidir.

Tüm dernek üyelerimizin süreç hakkında bilgi sahibi olmaya ve sürece müdahil olmaya davet ediyoruz.

#BURADAYIZ

ODTÜ MEZUNU KADINLARIN AÇIKLAMASINI BİLGİLERİNİZE SUNARIZ

ODTÜ MEZUNLARI DERNEĞİNDE YAŞANAN ERKEK ŞİDDETİNİ KINIYORUZ

Derneğimizde son günlerde biz kadınlar için endişe verici ve kabul edilemez, toplumsal cinsiyet eşitliğinden uzak, eril dilin ve erkek şiddetinin hüküm sürdüğü bir takım gelişmeler yaşanmaktadır. Bu şiddete doğrudan ve dolaylı maruz kalan ve tanık olan kadınlar olarak açıklama yapmayı bir zorunluluk olarak görmekteyiz

Öncelikle dernek çalışanlarımızdan bir kadın arkadaş erkek şiddetine maruz kalmıştır. Eylül ayından bu yana maaşları geç ödenen, son maaş ödenmesinin ise neredeyse iki ay boyunca yapılmayan ve bu yüzden Yönetim Kurulu üyeleri ile yapılan toplantıya katılan kadın çalışanın yalnız yaşayan bir kadın olarak hem tek geçim kaynağı olan maaşının henüz yatmamış olmasını hem de toplu iş sözleşmelerine ve iş kanuna aykırı olarak uzun saatler çalıştırılmak istenmesini “ahlaka uygun olmadığını” belirtmesi üzerine Dernek Başkanı A. İrfan Türkkolu elindeki cep telefonunu fırlatmıştır. Bununla ilgili haklı bir özür beklentisi içinde olan arkadaşımıza verilen cevap ise “telefon ona isabet etmedi ki bu şiddet değildir” olmuştur. Üstelik kadın arkadaşımıza işinden olabileceği ima edilerek işiyle tehdit edilmiştir. Hakkını arayan bir insana, Derneğimiz gibi demokratik haklara sonuna kadar sahip çıkması beklenen bir mecrada böyle bir davranış kabul edilemez.

Diğer bir örnek de 8 Mart etkinlikleri kapsamında ODTÜ Koleksiyon Kulübü tarafından düzenlenen ve ODTÜ Mezunları Derneği Yönetim Kurulu imzasıyla yayınlanan “8 Mart Dünya Kadınlar Günü Karma Sergisi” çağrı metnidir. Evlilik ve aile hayatını kutsayan “Toplumun temelini oluşturan aileden yola çıkarak “Evlilik, hayatı taçlandırmaktır” ana teması; Sosyal yaşamımızın temelini oluşturan aile yapısının temel direği olan kadına ait kadın hakları” gibi ifadelerin yer aldığı metin hem derneğin web sitesi ve facebook hesaplarında yayınlanmış hem de e-mail yolu ile tüm üyelere iletilmiştir. Çağrı, biz kadınların çeşitli mecralarda verdiği tepkiler sonucu güncellenmiştir.

Bu süre zarfı içinde Yönetim Kurulu’na seçilen 2 kadın üye istifa etmiş, yedek üyeler arasında bulunan kadınlar yerine erkek üyeler yönetime çağrılmış, böylece dokuz kişilik yönetim kurulunda halihazırda az olan kadın temsiliyeti bire düşmüştür. 

Ve son olarak, 16 Mart 2019 tarihinde düzenlenen Seçimsiz Olağan Genel Kurul’da tüzük değişikliği maddelerinin “torba yasa” şeklinde oylanmasını protesto eden grubun içinde bulunan bir kadın arkadaşımız hedef alınarak hakaret edilmiştir. Arkadaşımızın bunu kabul etmeyerek özür dilenmeden salondan çıkmayacağını, bu söylemleri kadınlara karşı takınılan tutumun bir yansıması olarak gördüğünü ifade etmesi üzerine Yönetim Kurulu üyeleri tarafından her şeyi kadına yönelik olarak tanımlamakla itham edilmiş, Kurul’da bulunan bir erkek tarafından “uzatma çık dışarı” ifadelerine maruz kalmıştır.

TÜM BU OLANLAR BİZİM İÇİN KABUL EDİLEMEZ
Bütün bu olanlar dernek yönetimindeki eril zihniyetin göstergesidir. Bu eril dil ve kadına yönelik şiddetin herhangi bir biçimi, ODTÜ’nün geçmişten bugüne sahip çıktığı çağdaş, demokrat, eşitlikçi anlayışa yakışmamaktadır. Eril zihniyet ve yansıması olan eril dilin biz kadınlara dayatılması kabul edilemez. Kadınlar olarak bulunduğumuz her yerde olduğu gibi derneğimizde de tüm gücümüzle bu zihniyeti görünür kılıp değiştirmek için mücadele edeceğiz.

ODTÜ mezunu tüm kadınları bilinçli ya da bilinçsizce maruz bırakıldığımız her türlü şiddete karşı birlik olmaya çağırıyoruz.

YAŞASIN KADIN DAYANIŞMASI

ODTÜ MEZUNU KADINLAR

SİYASİ İÇERİKLİ BOYA, 8 MART ve MALUM ŞEYLER

90’lı yıllardayız, sabah bölüme geldim kapıda A4 kağıdına yazıcıdan çıkarılmış ismimin olduğu bir duyuru, bölüm sekreterine acil olarak uğramam isteniyordu. Çıktım Hatice Hanım’ın yanına, elime bir kağıt tutuşturdu ve hakkında soruşturma var dekanlığa gitmen lazım dedi. Topluluğa indim, söylenen saati beklerken, benim gibi topluluk yönetiminde olan diğer arkadaşlar da damlamaya başladı. Herkeste aynı kağıt ve bağlı bulundukları fakülte dekanlığına çağrı. Demek ki mesele topluluk faaliyetleri ile ilgili o zaman kültür işlerine bir soralım bu nedir diye. Ulaştık o dönemin kültür işleri müdiresi Rafiye Karakan’ı. Çiller’in ODTÜ şubesi olurdu kendileri. Tüzün Denli Hanım emekli olunca yurtlar müdürü olan bu hanımefendi yerine atandı. Herkese illallah ettiren cinsten. Hatta bunun yüzünden eşi mülayim insan Hüseyin bey (yanılmıyorsam o da bir yurdun müdürü idi) bazı yaramaz çocuklar tarafından tenhada kıstırılıp dayak yemişti. Ne çektin Hüseyin abi Rafiye Karakan yüzünden 🙂 . Neyse konuyu dağıtmayalım, yaptığımız görüşmeler sonucunda rektör tamamızı makamına çağırdı. Gittik , yanında rektör yardımcısı ve Rafiye ile bizi bekliyordu. Nedir mesele dediğimizde, Rafiye bed sesiyle sizi attıracam okuldan, göreceksiniz siz diye bağırmaya başladı. Meğersem barakada bulunan topluluk odasının kapısı açık kalmış, bahar şenlikleri zamanı ve duvarlara yazılan siyasi içerikli yazıların peşine düşen jandarma bir operasyonla toplulukta bulunan dolu-boş boya kutularını ele geçirmişti. Tabi o zamanlar güya yakalanan malzemeler, ”vatana millete kast etmiş” azılı siyasi gençler bir masa etrafında TRT kameralarına poz verdirtilirdi, anadoludan görünüm programında dramatik müzik eşliğinde teşhir edilirdi ta ki Remzi Basalak o masaya tekme atana kadar. Saygıyla anıyorum. Tabi bunu yapmadılar ama suçumuzun siyasi içerikli boya bulundurmak ve yakalatmak olduğunu öğrendik. Şimdi su bazlı boya, sentetik bazlı boyayı biliyorduk da bu siyasi bazlı nasıl bir şey aldı bizi bir düşünce. O zamanki rektör en azından bizimki (şimdiki) gibi değildi, az buçuk ODTÜ geleneği, demokrasi vs değerlerden haberdar idi. Çekti bize bir nutuk, efendim tabi ki üniversitede düşünce özgürlüğü olmalı, siyasi fikirlerini herkes ifade edebilmeli, hatta bildiri dağıtmak vs kendisi için kabul edilebilir olduğunu (yersen) söyledi ama duvarlara yazı yazmak devlet malına zarar vermek kabul edilemez. Bu arada benim kafa halen boyada, ulan hangi boya bu, kim koydu, hangi fraksiyondan arkadaşlar bunu yaptı diye düşünürken bende jeton düştü. Hocam dedim bu siyasi içerikli boyanın ne renk olduğunu biliyor musunuz? Şaşırdı rektör, ne demek yani? Hocam dedim hangi salak siyasi arkadaş beton duvara (gri renk) yine gri renkte boyayla slogan yazmış olabilir? Anlamadı tabi, çünkü ben olayı anlamıştım. Birgün önce okulun duvarlarında olması gerektiği gibi kırmızı boya ile yazılama yapılmıştı ancak bizim oda da olan boya gri renkteydi. Dedim hocam kültür işleri müdürenize sorar mısınız bizi okuldan atmadan önce boyanın rengine bakabilir mi? Baktırdı evet renk griydi. Çünkü topluluklar bütçesinde kesintilerin yapılmasından ve kütüphane sergi salonunun bize yasaklanmasından dolayı kendi topladığımız paralarla topluluk duvarlarını griye boyayarak sergimizi açmış ve kalan boyalarıda kenara bir köşeye koymuştuk. Rektör Rafiye’ye pis pis baktı ve bize gidebilirsiniz çocuklar deyip gönderdi.

Şimdi diyeceksiniz nerden aklına geldi bu anı, bizimki yani sayın cumhurbaşkanım, sayın cumhurbaşkanım diyerek terleyip terleyip ortalarda dolaşan abimiz, sosyal demokrat gençlerin bir kadın milletvekilinin de çağırılı olduğu 8 Mart’a yönelik bir panel yapma talebini reddetmiş ve tüm siyasi içerikli (ne demekse) aktiviteleri yasaklamış. Bunu duyunca aklıma geldi, kesin bizimkinin içine SS lerin uniforma rengi olan gri renkli siyasi boya kaçmış dedim kendi kendime.

***

Derneğimiz yarın (16.03.2019 Cumartesi) mali genel kurula ve bir sonraki günde tüzük değişiklikleri ile ilgili önceki genel kurulda 2018 Kasım da yapılması kararı gereği (olsun yapılıyor ya üçüne beşine bakmayın) Tüzük Değişikliği genel kuruluna çağırıyor. Ben deniz, yerimi alarak Ersen ve Dadaşlar’ın PR cısı arkadaşın yardımıyla hazırlanan İrfan ve Geriye Kalan Arkadaşlarının (grubun orijinal çıkış ismi İrfan ve Arkadaşları idi ancak istifa edenler, küsüp gidenlerden sonra bakiye budur) sunumlarını dinleyeceğim. Neyseki unutmamışlar son iki gün kala mali kurula yönelik çalışma raporunu yayımlayabildiler. Ben tabi evde tabletimden gazetemi okurken baktım 2019 çalışma raporu başlığı ile www.odtumd.org.tr sayfasına konmuş. Heyecanlanıp içerde sınav kağıtları ile cebelleşen Sevim’e seslendim; ”Sevim koş yayınlamışlar!!”. Mali genel kurul olunca tabi insan doğal olarak merak ediyor, çalışanların parasını zamanında ödeyemeyen, ihtiyacı olan öğrencilere bir nebze destek olmak için oluşturulan burs fonundan ciddi miktarda parayı kullanarak yerine koyamayan ve üstüne üstlük parasız kalan çalışanlarını işiyle tehdit edip, gerektiğinde mobil telefonun sağlamlığını üzerlerinde test eden (bkz. http://buradayiz.net/dernek-yonetimini-geregini-yapmaya-cagiriyoruz/) irfan ve geriye kalan arkadaşları, nasıl bir rapor hazırlamışlar. Sevimle sayfaları çevir çevir (tabi tablette öyle bir özellik var pdf dökümanda) en sonunda fasulye kadar mali raporu bulduk. Valla bişey anladık mı? Iıhh. Detay yok, neden yok, sonuç yok ama bir şeyler var aklımda. Seçildikleri günden bugüne oluşmuş 1 milyon zarar (bkz. http://buradayiz.net/odtu-mezunlari-dernegi-calismalarina-ve-6-aylik-degerlendirmeye-dair-degerlendirmemiz-ii-mali-durum/), 1.2 milyondan 2.2 milyona çıkmış finans açığı ve yaklaşık 490bin lira burs fonundan çekilmiş ve yerine konulamamış para. Nerden, hangi tablolardan okudum bunları diye soracak olursanız; buradayız, şuradayız deyip dolanan, bizimkinin (rektör) deyimiyle okula ne yapmış bir amfi penceresi bile bağışlamamış, 80 öncesinin jargonuyla konuşan ama hepsi odtülü okumuş çocuklar analiz edip raporlamışlar. Tabi bu fasulyeden raporu görünce, bizim fasulyeci, nohutçu diye küçümsenen Komünist Başkan aklıma geldi. Öğretim elemanları derneği (ÖED), başkanımın da katılacağı bir paneli rektörlüğün izin vermemesi nedeniyle dernekte düzenlemek istiyor. Önce olur denilen iş, sonra hayır fasulyeci başkan gelmemesi şartıyla olur deniyor. Niye ? Çünkü süper ego İrfan başkan ve arkadaşları kendisini arıyor cevap vermiyor ve geriye de dönmüyor. Bunun üzerine 14 civarında yönetim kurulu üyesi (asil yedek karışık) oturup durum değerlendirmesi yapıyor. Kesin diyorlar bu işin altında eski yönetimden birileri var. Komunist başkanla konuşmuşlardır ve irfan ve arkadaşları ararsa telefonu açma başgaanıımm demişlerdir. O zaman biz de misilleme olarak buraya gelmesine izin vermeyelim. Of ki ne of. Ne diyeyim? Tümüne acil şifa dileyip, fasulyeci nohutçu komünist başkanıma seçimlerde başarılar dileyeyim.

“U can’t touch this”

Cemil MC Hammer

Dernek Yönetimi’ni gereğini yapmaya çağırıyoruz!

Kamuoyuna
Daha önce çeşitli yerlerde yönetim kurulu ile sözlü ve yazılı olarak paylaştığımız, herhangi bir geri dönüş alamamamız üzerine bir rapor halinde kamuoyu ile paylaştığımız endişelerimiz ne yazık ki gerçeklik olarak gün yüzüne çıkmaya başlamıştır.
En son, Derneğimizde yetkili sendika olan Tez-Koop İş’in ODTÜ Mezunları Derneği Yönetim Kurulu’na yazdığı yazı (ekte sendika yazısını indirebilirsiniz), Derneğimizin geleceği açısından son derece önemlidir. Raporumuzda endişe duyduğumuz konular arasında yer alan Personel Maaşlarının ödenmesi konusu ne yazık ki… Sendika tarafından verilen bilgiye göre Eylül 2018’den bu yanan Dernek personelimizin maaşları zamanında ödenmemekte, yapılan ücret ödemeleri TİS’e uygun olmayacak şekilde iki taksitle ödenmektedir. Ayrıca, Şubat ayı maaşları da Tez Koop İş’in 13 Mart’a kadar ödenmemesi durumunda sözleşmeden gelen haklarını kullanacaklarını söylemesi üzerine ancak 13 Martta ödenmiştir. İşletme maaşları ile ilgili henüz bir bilgi bulunmamaktadır. Bunun yanında Mart ayının başında yürürlüğe girmesi ön görülen bir düzenleme ile hem TİS’e hem de 4857 sayılı İş Kanunu’na aykırı olarak normal çalışma süresinin haftalık 54 saate çıkarılmaya çalışılmıştır. Bilgilendirme kağıtlarını imzalamayan personelin isimleri istenmiştir.
Bu süreçlerin sonunda yapılan bir toplantıda Dernek çalışanı Merve Büyüktaş yönetim kuruluna tepki göstermiş, bunun üzerine ise tehdit ile karşılaşmıştır. Genç bir kadına yapılan bu şiddet ne yazık ki Dernek yönetiminin son dönemde daha da açığa çıkan eril tutumunun bir yansımasıdır.
Yönetim Kurulu konuya dair yaptığı tüm açıklamalarda sorumluluğu dışsallaştıran bir tutum sergilenmiş; yaşananlar ile ilgili farklı kişileri hedef göstermiştir. Halbuki hepimiz biliyoruz ki alınan ve alınmayan tüm kararlar Yönetim Kurulu sorumluluğundadır. Bu sorumluluğu alamayan bir Yönetim Kurulu olabilir mi?
Derneğimiz uzun bir süredir demokratik bir kitle örgütü olmaktan emek ve demokrasiden yana saf tutmaktan gurur duyarken; TİS’e aykırı bir şekilde emek sömürüsüne varan bir tutum ve buna demokratik bir tepki gösterenlerin işi ile tehdit edilmesi boyutuna varan bir tavır içine girilmesi kesinlikle kabul edilemez.
Derneğimizin, personel maaşlarını bile ödeyemeyecek duruma düşmesi bir yana çözücü adımlar atmak yerine süreci daha da karmaşıklaştırarak içinden çıkılamaz hale getiren Yönetim Kurulunu ve bu anlayışı şiddetle kınıyoruz.
Derneğimizin ciddi bir darboğaza girmesine, çalışma barışının bozulmasına neden olan, emek karşıtı uygulamalar ile bu süreci yönetilemez hale getiren ve çeşitli nedenlerle arka arkaya istifaların yaşandığı yönetim kurulunu gereğini yapmaya davet ediyoruz.

#BURADAYIZ

MM ÖNÜ Başlarken ve Savunma Sanayimize En Kalbi Duygularla Gark Olanlar

Neden MM* Önü sorusunun cevabını özellikle 90’lı yıllarda ODTÜ öğrencisi olan arkadaşlar kolayca bilirler. Nereden başlarsa başlasın (ister hazırlık, ister iibf, ister kütüphane/matematik veya fizik önü), bilirdik ki bu kortej MM önüne kadar gider ve o geniş alanda oluşturulan büyük daire içinde forum/konuşmalar yapılır, halaylarla marşlarla biterdi. Tabi bu her zaman böyle olacak diye bir zorunluluk yoktu. Bazı zamanlarda önce Mustafa Başçavuş’un ”Ali olum arkadaşlarını da al olay çıkmadan dağılın” tarzı uyarılarını tabi ki dinlemeyerek, Lalegül İl Jandarma Alayından gelmiş, ”vatanın bekaasını” sorun edinmiş sorum(n)lu bir albay ve subayları ile yüzlerce iri kıyım tam teşekküllü mavi bereli komandoların saldırısına uğrar, sonuçta karşılıklı (en çok bizden elbette) zaiyat verildikten sonra mesaiyi bitirirdik. Tabi bu meydan muharebelerinden sonra beşeri kantinine inip sayım yaptığımızda, artık geçici sözleşmeden, her eylem öncesi veya eylem sırasında daimi olarak istihdam edilecek (gözaltına alınacak) niteliğe haiz olmuş (level atlamış) üç aşağı beş yukarı aynı arkadaşların lalegül dinlenme tesislerine bir kaç gün ağırlanmak için götürüldüğünü anlardık. Onların hikayelerini başka yazılarda anlatırım.

****

18 Şubat günü mail kutuma dernekten (ODTÜ MD) gelen bir sürü ileti arasında ”Savunma Sanayii Komisyonu Kuruldu” başlığını görünce heyecanlanıp “Sevim koş dernekten beklenen mail geldi” diye seslenesim geldi ama evde değil işyerindeydim. Haki bir zemin üzerine hazırlanmış duyuru görselini gören her vatan evladının en kalbi duygulara gark olmaması, eli ayağının birbirine dolanmaması ne mümkün. Vallaha bravo dedim içimden, ne zamandır hep düşünürdüm yav arkadaş Ankara’da en fazla 2-3 ay kullanılan derneğin yüzme havuzu, geri kalan aylar boyunca boş boş duruyor, çim amfi de aynı şekilde. Dernek yönetimimizden birileri buna kafa yormuş ve çözüm bulunmuştu galiba. Henüz detayları tam olarak ortaya çıkmasada, havuzda kurulacak platformla Milli Gemi Projesi envanterine yeni hücumbotlar eklenecek, çim amfinin eğiminden de yararlanılarak tam sahne ortasına kurulacak platformla uzaya her türlü ekipmanımızı taşıyacak milli füze projesi geliştirilecek diye tahmin ediyorum.

Sosyal medyada da bu duyuru yayınlanınca, sayın rektörümüzün de sıkça dillendirdiği halen 80 öncesinin sloganlarıyla iş yapan, ODTÜ ye ne yapmış, bir çivi bile çakmamış (bu arada yeni amfimiz hayırlı olsun, yapan arkadaşlar masraftan kaçınmayıp küçük pirinç bir tabelayla şirketin ismini kalıcılaştırmak yerine, giriş duvarına kocaman harfleri yerleştirmişler) bazı arkadaşlar, hemen eleştiri bombardımanına tutmuşlar. Dernek bir kaç saat içerisinde yeni bir açıklama yayınlayarak, bu alanda çalışan üyelerimizi bir araya getirmek amacıyla kurduk dediler (Ankara’nın ortasında füze rampası kuruyoruz, havuzda görünmeyen hücumbot yapacaz diyecek halleri yok her halde). Bence olması gereken açıklama tam bu, savunma sanayi dedin mi işin içine gizlilik girer. Bir sürü bizi kıskanan, tanzim satış araçlarının etrafında gasteciyim ayağına görüntü alması için elaman kiralayan devletler varken, bu çalışmayı ulu orta açık etmek beklenemez. Yalnız aynı açıklamaya “Dünyada ve Ülkemizdeki gelişmelerin takip edilmesini,  ortaya çıkan bilgi ve görüşleri üyelerimiz ve mezunlarımızla paylaşıp değerlendirmeyi ve bu yolla sektörün gelişmesine de katkı sunmayı amaçlayan” cümlesini niye koydular ben de anlayamadım.

Ancak sonradan öğreniyorum ki, ne oluyoruz, bu nedir sorularını sadece bizim “işe yaramaz”, ” oradayız, buradayız diye dolaşıp duran”, “bir çivi dahi çakmamış” arkadaşlar sormuyor. Dernek seçimlerine Ersen ve Dadaşlar’ın PR ekibi ile hazırlanan, çoğul birinci kişi zamirini (adıl) kullanan bu grubun içinden de itirazlar geliyor. Verilen cevap gerçekten muhteşem (yazım hataları vs direk alıntı olduğu için benimle ilgisi yok); “Esas itibariyle ODTÜ mezunlarinin en yoğun olarak çalıstiğı sektor Savunma San. olduğa için ,Dernekte üye sayısınin arttirilması amaçlandı. Bu arada da üyeler sektör ile ilgili bilgilenmek ,belki de Sav. San. yatirımlarınin gereksizliğini tartışarak toplumda savunma sanayiine ayrılan kaynakların toplumun eğitim ve sağlık harcamalarına kaydirilması konusunda duyarlılık gosterebilir , toplumda bir farkındalık yaratabilir diye bilgi ,tecrübe, mesleki dayanışma da zikredildi.Olayi sadece Savunma Sanayiini geliştirmek olarak algılamamak lazım. Günümüz dünyasinda teknolojik gelişmelere duyarsız kalmamak ,insanlık için zararlı olan silahlanmanın durdurulması için Savunma San nedir ?ne yapar ? Bilmek gerekir diye düşünüyoruz…Ayrıca belki Faşizme karşı bir savunma stratejisi geliştirmek gibi bir işlev de yükleyebiliriz.ODTÜ yü savunmak için eylem planları geliştirebiliriz. Barışcıl teknolojik calışmalar var mı onları öğrenmeye çalışırız. Önce yeni üyeler katalım, coğalalım ,sonra Komisyon uyeleri kendileri ne yapacaklarına karar verir. Önce kurum ve şirket temsilcilerini bu komisyon vasitasıyla biraraya getirebilirsek,onlarin yemek içmek ,eğlencelerine, toplantılarına ev sahipliği yapabilirsek Derneğé ciddi gelir desteği olacağı düşünüldü.” Bu cevabı aldıktan sonra beyin nöronları sağlam kalabilecek yerkürede bir canlı türü var mıdır bilemiyorum. Yine devam etmiş “Dernek yönetimi uyelerin komisyon kurmasina karişmaz. Uyeler istedikleri komisyonu kurmakta ozgürdür. Enerji Komisyonu ne kadar saygınsa Savunma San Kom da o kadar saygındir. Enerji Komisyonu Nükleer Santral kuracak diye eleştirmiyoruz. TAİ, ASELSAN, ROKETSAN, HAVELSAN, MKE, Fışeksan,Barutsan vs 200 CIVARINDA FIRMA bu sektörde ve bu sektor ağırlıkli olarak Ankara’da. Inşaat veya başka branşlar da kendi komisyonlarıni kursunlar Kim engel. Kaldi ki BIZ bu tür inisiyatifleri üyelere bıraktık . Uyeyle birlikte yöneteceğiz. Eleştiri ve önerilerinizle Komisyon toplantisina katilir , düşuncelerinizi paylaşabilirsiniz. Hiçkimsenin yaptiğı işe olumsuz bakmiyoruz. Ben gelen talep üzerine yardımcı oluyorum Beni doğrudan ilgilendiren bir konu da değil. Sadece gelen kurum ve Sirket temsilcilerinden , temsilci seçip , Dernek -uye ilişkilerini sağliklı bir yapiya kavuşturmak için çaba gösteriyoruz.” İşte gerçekten insanı heycanlandıran, fıratın doğusu batısı kuzeyi güneyiyle, soğanı, domatesi ve patlıcanıyla saldırı altında olduğumuz ve bekaa sorunu yaşadığımız bu günlerde böyle bir çalışmaya katkı koymak için yapılan çağrıya kayıtsız kalmamalıyız. 7 Mart 2019 günü saat 19:00 da Eymir Salonuna rahmetli Uncle Sam’in dediği gibi “I want you” diyorum.

“U can’t touch this”

Cemil MC Hammer

MM*: Mühendisilik Merkez binası, nam-ı diğer Avarel

Sözlerini köyde birlikte yazdığımız, sahne ismi aile ismimiz olan emmiminoğlu Stanley in klibini hatırlatarak bitireyim. Like layalım arkadaşlar!!!


Öykü Arin Umuttur! Geç Kalmadan Umudu Büyütelim

Öykü Arin 3.5 yaşında. Uzun ve sürekli bir hastalık döneminden sonra Kasım ayında hastalığının gerçek tanısı kondu. JMML yani Juvenil Miyelomonositik Lösemi. JMML, löseminin nadir olarak rastlanan bir türü. Tedavisi uygun iliğin bulunarak, ilik naklinin yapılması ile mümkün. Eğer yüzde yüz uyumlu donör bulunmazsa anneden haplo dedikleri, yüzde 50 uyumlu hücre ile nakil yapacaklar. Bunun hayati riskleri daha yüksek olduğu için uygun donör bulunması oldukça önemli.

Öykü’nün annesi ve babası bu hastalığı yenebilmek için öncelikle sosyal medyada duyduğumuz; gün ve gün ulusal ve hatta uluslararası basında da yer edinen, ülkenin ve hatta dünyanın dört bir yanına yayılan bir kampanya başlattı: “Öykü Arin’e Umut Ol”

Öykü’nün yeniden hayata tutunması için başlatılan bu kampanya aslında çok daha fazlasıydı. Kök hücre bağışçısı olan kişiler, kan bağışı ile bir havuza giriyor. İlik nakli bekleyen herhangi bir hasta ile uyumlu hücre bulunduğunda nakil gerçekleştirilebiliyor. Daha özü kök hücre bağışı için yapılan kan bağışı kişiye özel bir bağış değil. Tüm hastalara umut olan bir kampanya söz konusu. Öykü’ye hayat olmak için yapılan bağışlar şimdiden başka hastaların hayatlarına dokunmaya, hayat kurtarmaya başladı.

Öykü’nün 1 ay sonra ilik nakli olması gerekiyor. 1 ay içinde uygun donör bulunmalı ve gerekli işlemler yapılmalı. Öte yandan Ali’nin, Ayşe’nin, Ömer’in yarın ya da bir sonraki gün ya da sonraki gün ilik nakli olması gerekiyor olabilir.

Öykü Arin Umuttur! Hepimizin umududur. Geç kalmadan kök hücre bağışı yaparak bu umudu büyütelim.

Buradayız.

ODTÜ MEZUNLARI DERNEĞİ Çalışmalarına ve 6 Aylık Değerlendirmeye Dair Değerlendirmemiz-II (MALİ DURUM)

Derneğimizin son dönem çalışmalarına ilişkin raporumuzu 25 Ocak 2019 tarihinde internet sitemizde yayınlamıştık (Raporun tamamı için: http://buradayiz.net/odtu-mezunlari-dernegi-calismalarina-ve-6-aylik-degerlendirmeye-dair-degerlendirmemiz/). Bu rapor 6 Ocak 2019 tarihinde Dernek Yönetim Kurulunun çağrısıyla yapılan toplantıda aktarılanlar üzerinden genel bir değerlendirme sunmaktaydı. Bu yazımız raporun devamı niteliğindedir. Yönetim kurulu tarafından üyelerle paylaşılan gelir-gider ve bilanço sunumları üzerinden, Derneğimizin ve İşletmenin ayrı ayrı ve konsolide mali durumuna dair tespitlerimizi içermektedir. Yukarıda da bahsedilen toplantıda sunulan mali raporlar, son 6 ayda işletilen sürecin  kontrolsüz bir şekilde yürütüldüğünü ve ekonomik krize ilişkin öngörüsüzlükle birlikte, dernek açısından ciddi olarak dönülemez noktaya doğru gittiğini göstermektedir.

Bu yazı bir eleştiri olmaktan öte derneğimizin karşı karşıya kaldığı mali sorunların ciddiyetine dikkat çekmeyi ve bu sorunların kaynağının görülebilmesi, bir an önce çözülebilmesi için adım atmaya teşvik etmeyi amaçlamaktadır. Yazının içeriği endişelerimizin kaynağını oluşturan veriler üzerinden durum tespiti niteliğinde oluşturulmuştur.  

Elimizdeki veriler ışığında, ki bunlar toplantıda yapılan mali sunumda yer alan gelir-gider ve bilanço tablolardır (sunuma bu adresten ulaşabilirsiniz; https://www.odtumd.org.tr/dernegimizin-6-aylik-faaliyet-raporu-sunumu-yapildi/). Derneğin son 6 aylık süreçte geldiği durumu, bunun nedenlerine dair bir çoğunu toplantı dahil olmak üzere birçok farklı platformda Yönetim Kurulu ile de paylaştığımız sorularımızı üyelerin bilgisine de açık bir şekilde paylaşmayı amaçladık.

Yönetim Kurulunun sunmuş olduğu 2018 mali tablolarını (gelir-gider ve bilanço tabloları) incelediğimizde;

İşletme İle İlgili Olarak:

  • 2017 yılı sonu itibari ile işletmenin 6.860.749,17 TL olan brüt satışlarının yaklaşık %6 artışla 2018 sonunda 7.233.465,91 TL olarak gerçekleştiğini görmekteyiz. Aynı dönemler için işletme satışlar maliyetine bakarsak 2017 de 6.711.710,19 iken bu rakam yaklaşık %19 artışla 2018 sonunda 7.973.846,51 TL ye ulaşmıştır (detaya bakıldığında satılan hizmet maliyeti ve spor merkezi hizmet maliyetinde dramatik bir değişim yok iken satılan ticari malların -girdiler- maliyetinde ciddi bir artış görülüyor). 
  • Aynı tabloda işletmenin 2017 de bu satış rakamı (6.860.749,17 TL) ile satılan mamuller maliyeti  (4.810.105,57 TL) arasındaki oran yaklaşık %70 iken, bu oran 2018 sonunda özellikle son 6 ay içerisindeki artışlarla %82 ye çıkmıştır.
  • 2017 ve  2018 sonu kıyaslaması yapıldığında işletme satışlarında %6 lık bir artış var iken, maliyetlerde yaklaşık %19 artış olduğu ve yine maliyet-satış oranında yaklaşık %12 lik artışın olduğu görülmektedir. Yıl sonu itibari ile konsolide (işletme ve dernek birlikte) zararın yaklaşık 666bin  TL olduğunu, ilk 6 ayda (önceki yk nın görevde olduğu dönem) 271bin TL pozitif olan rakamın  yeni yönetimle birlikte 6 ay içinde yaklaşık 1 milyon TL zarar edilerek sonuç rakama ulaştığını görmekteyiz. Bu zararın en büyük nedeni ise maliyet-satış oranlarının kontrol edilmediğinden kaynaklandığını kolayca anlayabilmekteyiz.

Dernek İle İlgili Olarak : 

  • Dernek Gider-Gelir tablosunda Diğer Giderler kalemine bakıldığında, 2017 de 66.562,64 TL olan miktar, 2018 sonunda 116.594,94 TL ye ulaşmıştır. Temsil ağırlama giderleri gerçekleşen 2017 yılında  16.417,84 TL iken 2018 yılı ilk 6 ayında yaklaşık 12 bin TL ve son 6 ayda yaklaşık 20 bin TL artışla  31.111,82 TL olmuştur.
  • Yine aynı tabloda geçen dönemlerden farksız bir şekilde rutin toplantılarını yürüten çalışma gruplarının (komisyon, komiteler vs.) gider kalemine bakıldığında 2017 de 25.365,43 TL,  2018 yılı ilk 6 ayında yine yaklaşık olarak 12 bin TL den, son 6 ayda 30 bin TL artışla 42.410,56 TL ye yükseldiği gözlemlenmiştir.
  • Derneğin Konsolide Bilançosu Tablosuna bakıldığında, 2017 sonu itibari ile Hazır Değerler (Kasa, Bankalar-Burs Hesapları- ve Diğer Hazır Değerler,) miktarı 1.170.228,15 TL, 10.06.2018 tarihinde 1.050.578,49 TL iken 2018 sonu itibari ile 755.586,88 TL ye düşmüştür (ağırlıklı olarak burs fonu hesaplarının yer aldığı bu kalemde, güz aylarında gelen düzenli bağışlar ve Kasım- Aralık aylarında İstanbul Maratonunda toplanan yaklaşık 300 bin TL giriş olmasına rağmen).

Bu veriler ışığında endişelerimizi giderebilmek adına daha önce de toplantı, forum ve kişisel konuşmalarımızda Yönetim Kurulu’na ilettiğimiz sorularımızı kamuoyu ile de paylaşmak istiyoruz. 

  • Maliyetlerdeki bu artışı yalnızca ekonomik kriz ile açıklamak mümkün müdür? Öyle ise bu artışlar takip edilip buna bağlı olarak değişen fiyatlar gözden geçirilmiş midir?
  • Daha önceki dönemlerde gerek Denetleme Kurulu ve gerekse YK (İşletme Komitesi ile birlikte) ayrı ayrı maliyet kontrolü (cost control) yaparken, bu dönem yapılmış mıdır?
  • Bu konuya ilişkin (mali konular Denetleme Kurulunun ana sorumluluğudur) ve sorumluluk kapsamı çerçevesinde Denetleme Kurulu hangi periyotla kaç toplantı yapmıştır ve raporlarında (varsa) son 6 aylık süreçteki bu duruma ilişkin tespitler nelerdir?
  • Maliyetlerdeki %19 luk artışa rağmen satışlarda sadece %6 lık artış olması (stok miktarlarında azalma olmasına rağmen) Yönetim Kurulunca nasıl açıklanmaktadır?
  • Diğer giderler kalemini neler oluşturmaktadır? Gerek bu kalemde gerekse temsil ağırlama ve çalışma grubu giderleri kalemindeki artışın nedeni(leri) nedir?
  • Dernek harcama kalemlerinde tasarrufa gidilmezken, en zor zamanlarda dahi yıllardan beri aylık periyotlarla çıkarılması için ciddi emek harcanan ve derneğimizin önemli yüzü olan ODTÜ’lüler BÜLTENİ’nin iki aylık periyotlarla çıkarılmasına ilişkin alınmış YK kararı doğru mudur?
  • Konsolide Bilanço Tablosunda Hazır Değerler kaleminin  (burs hesapları ağırlıklı), yıl sonu olması gereken (tahmini) miktarın (aylık burs bağışı, maraton çalışma grubunun topladığı miktar ve öğrencilere aylık olarak ödenen miktarlar belli iken) altında olduğu görülmektedir. Yaklaşık olarak 350-400bin TL fark nereden kaynaklanmaktadır?
  • Yönetim Kurulunun Nakit Akış Planı var mıdır? Varsa bu plan ne kadar uygulanabilmektedir?
  • Oluşan zarar ve nakit sıkıntısı nedeniyle, çim amfinin bir organizasyon firmasına kar-zarar ortaklığı şeklinde kiralacağını duymaktayız. Bu konuda anlaşma yapılmadan önce  tüm üyelere açık bilgilendirme yapılması talebiyle,  Yönetim Kuruluna 22.12.2018 tarihinde 527 kayıt numarası ve 15 dernek üyesinin imzasıyla verilen dilekçeye bugüne kadar herhangi bir cevap verilmemiştir. Halen gündemde ise bu konuyu ilişkin bilgi verilecek midir?
  • Personel maaşlarının ödenmesine ilişkin sıkıntı yaşanmakta mıdır? Bunla ilgili bir planlama yapılmış mıdır? 
  • Denetleme Kurulu tüm bu süreçlerin takibini yapmış, yönlendirici ve/veya uyarıcı raporlar hazırlanmış mıdır?
  • Gerek Yönetim Kurulunda ki değişiklikler ve gerekse resmi olarak zorunlu olan bildirimler zamanında yapılmakta mıdır? Denetim Kurulu bu süreçleri de takip etmekte midir?

Yukarıdaki soruları genişletmek mümkündür. Ancak asıl endişe duyduğumuz konu, daha önce de sıkıntılar yaşanmasına rağmen kendi kendini döndürebilen bir mali yapıya sahip olan Derneğimizin; son dönemde bu özelliğini kaybederek oldukça ağır sonuçları olabilecek duruma gelmesidir. Ne yazık ki bu endişelerimizin giderilmesi adına daha önce Yönetim Kuruluna sunduğumuz görüşlerimiz, katkı koyma çabalarımız sonuçsuz, sorduğumuz sorular cevapsız kalmıştır.  Burada olduğumuzu beyan etmenin sorumluluğuyla bu endişelerimizi bir kez de dernek üyeleri ve kamuoyu huzurunda paylaşıyor, Yönetim Kurulunu durumun ciddiyetinin farkında olmasını ve dönülmez bir noktaya gelinmeden gereğini yapması konusunda uyarıyoruz.

Buradayız. 

Gülşah Gülen yazdı; Himmet Abi’nin Cenazesine Dair Kişisel Notlar

Himmet Abi hastaydı. Uzun bir süredir hastaymış; çok geç öğrendim. Bilseydim bunca ısrarına rağmen yönetim kurulu üyeliği adaylığını kabul eder miydim ya da ne şekilde ederdim, o sürede neler yapardım bilmiyorum…

***

Bir süredir yönetim kurulu toplantılarına katılamıyordu. Hastaneye yatmıştı. Ben hala durumun ciddiyetinin farkında değildim. Konduramıyordum da. Hastanede ziyaret edene dek…Evet bir süredir hastanedeydi. Yönetim Kurulu altı üyesi olarak Dernek işlerini aksatmamak için her pazartesi toplanıyorduk. Telefon geldiğinde yine toplantıdaydık. Tam anımsamıyorum ama Melih Abiyeydi sanırım telefon. Tarih 3 Ekim 2016… 

Hiç anlam veremedim. Doğruca hastaneye gittik. Gerçekler… Gelenler, gidenler… 

Bir grup arkadaşı ve yönetim kurulunun bir bölümü olarak derneğe geçtik. Himmet Abi’nin isteyeceği, ona yakışır bir uğurlama yapmak için Bar 56’da  (Dernek toplantı salonlarından biri) toplandık. O zaman kim kimdir pek bilmediğim için birkaç kişi dışında kimler vardı anımsayamıyorum. Orada olanlar kendilerini bilir ne de olsa. Toplantıda eşi Şule Abla’nın da olurunu almak kaydıyla cenaze törenine dair öneriler geliştirildi. Cenazesinin 10 yılı aşkın bir süredir onca emek verdiği Dernekten kaldırılması önerildi. Bürokrasi, protokol vs. sevmeyeceği; bu nedenle Dernek’te protokol hazırlanmaması önerildi. Şule Abla’nın da önerisi ile, arkadaşlarını temsilen birkaç isim ve daha sonra isteyen herkesin konuşabileceği açık bir kürsü düşünüldü. Daha sonra ne yazık ki cenazenin kilit konusu haline gelecek olan Rektör’ün konuşması, Rektörlük, Rektör temsiliyeti hiç akla gelmedi. Aklına gelen olduysa da gündeme getirmedi. Burada ayrıntısına girmeyeceğim lakin Himmet Abi’nin ve Verşan Kök’ün birbirlerinden çok da haz almadıkları açıktı. Kurumsal olarak düşünülebilirdi; ama bildiğim kadarıyla hastane zamanında dahi “kurumsal” da olsa bir ziyaret olmadı ya da bir mesaj iletilmedi Himmet Abi’ye. Belki de bu yüzden hiç aklıma düşmedi Rektör gelirse n’olur?

Zira sonraki gün de geleceklerine dair herhangi bir emare hissedilmedi. Herhangi bir taziye mesajı olduysa da benim bilgim yok açıkçası. Gerçi o sıra Dernek’te koşturma içerisindeydim. Sakin kalıp yazılması gereken metinleri yazmaya, bazı “ıvır zıvır” gibi gözüken kilit işleri halletmeye çalışıyorduk birkaç kişi. Elbette büyük organizasyon çok daha yakınında olanların, kaç on yıllık arkadaşlarının son göreviydi ve hiçbir şekilde haddim olarak görmemiştim. Tüm enerjimle o küçük işlere odaklanmıştım. Tabut Derneğin kapısına doğru taşınana kadar her şey “normaldi”. Tabuta doğru ilerlerken Can ya da Taylan, Gülşah gitme dedi. Dinleseydim… 

Salon çok kalabalıktı. En arkada, yerde oturuyordum. Konuşmalar başladı. Bir ara Verşan Kök geldi sonra gitti.. Konuşmalar devam etti. Cami ve mezarlık, toprak kokusu… 

Biz ne olduğunu anlamadan tartışmalar başladı. ”Yönetim Kurulu Rektörü konuşturmadı.” 

Nereden baktığınıza bağlı… Aslında olay şu şekilde zuhur etmiş:  Rektör Danışmanı tören sabahı tabut Derneğe getirilirken, tabutun yanında bulunan Melih Abi’yi arayıp Rektörün katılımı ile ilgili sorular soruyor. Melih Abi’de 3 Ekim gecesi konuşulanlar doğrultusunda elbette katılımından memnun olacağımızı lakin protokol organizasyonu yapılmadığı bilgisini veriyor. Bu bilgiye sahip olan Rektör, Rektör yardımcısı ve Danışmanı törene katılmak için Derneğe geliyor. Sanırım salon dolduktan sonra geliyorlar ki birileri yer veriyor kendilerine. Cenaze hali… Hem duygusal hem fiziksel yorgunluk ve yıpranmışlığın yanında, töreni sunan arkadaşımıza da sağlıklı bilgi iletilmiyor. Konuşmak isteyen olup olmadığı soruluyor. O esnada Rektör ve heyet de salonu terk ediyor.

Konu çok farklı şekilde tartışıldı. Haklı eleştiriler de oldu; bunu farklı şekilde kullanmaya çalışanlar da… Hatta seçim sürecine bile yansıdı etkileri. Biz yönetim kurulu olarak bu süreçte kendimizi tek karar mercii olarak tarif etmedik, edemezdik, haddimiz de değildi.  Fakat bütün sorumluluğunu üstlendik. Tam da olması gerektiği gibi… 

***

Yazının bütünlüğünü bozmak pahasına burada bir es verip biraz empati yapacağım: 

Rektörlüğüm o kadar tartışma altındayken, ODTÜ Bileşenlerinde önemli bir yere sahip birinin cenaze törenine gidiyorum. O ya da bu nedenle kürsüye ismim ve titremle çağrılmıyorum. Çıksam, “üzüntünüzü paylaşıyorum. Bize düşen ODTÜ Bileşenlerinin iletişimini devam ettirmek” gibi iki cümle söylesem ve müsaade istesem. Hem Yönetim Kurulunu utandırmış hem de katılanlara bir adım atmış olmaz mıyım?

Himmet Abi bir melek değildi. Olamazdı, olmamalıydı. Çünkü bu devir, buralar melekleri yaşatmıyor. Hemencecik kanatlarını kırıveriyor. 

Himmet Abi bir kahraman da değildi. Olmak istemezdi. Doğan Tılıç ‘ın Himmet Abi ile ilgili yazısını okuduktan sonra aslında tam da bir sıra neferi olduğuna karar vermiştim. Sıra kendisine geldiğinde sorumluluktan kaçmadı. Herkes mücadeleden yorulup köşesine çekildiğinde, o kendi payına düşeni layığıyla yerine getirdi. Onun payına düşen ODTÜ idi. İşi gücü ODTÜ idi ve bunu toplumsal mücadelenin bir parçası olarak yapıyordu. 

Anısına yapılan Himmet Şahin belgeseline çok kızanlar, içerleyenler, anlamsız bulanlar oldu… Oysa eser bir Himmet Şahin Belgeselinden çok bizim öğrencilik yıllarımızdaki ODTÜ’yü anlatan bir belge niteliğindedir. Ve her önemli olayda Himmet Şahin oradadır. Himmet Şahin’i ODTÜ’nün Himmet Başkanı, öğrencilerin Himmet Abisi yapan da budur. 

Anısına saygıyla

Mücadelesi sürüyor

Buradayız 

Ocak 2019

Gülşah Gülen Çiftçi

ODTÜ Mezunları Derneği Disiplin Kurulu’nun 9 Ocak 2019 Tarihli Kararı Kabul Edilemez!

ODTÜ Mezunları Derneği’nin bir önceki dönem yönetim kurulunda görev yaparken ve gerek kişisel, gerekse de yönetim kurulu olarak uğradığım(ız) haksızlıklara karşı çıkarken bir kişiye özel olarak yazdığım bir Whatsapp mesajı nedeniyle mevcut Disiplin Kurulu tarafından “yazılı uyarı cezası”na layık görüldüm.

09.01.2019 tarihli Disiplin Kurulu kararında ceza ve gerekçesi şu sözlerle belirtiliyordu: (Kararın tam metni ve üst yazısı aşağıdadır)

“Sayın Kamil Akdoğan’ın sözleri ve yazılı iletisi, eleştiri sınırlarının ötesinde, eleştiri sınırlarını zorlayan bir özellik taşımaktadır. Bu nedenle, sayın Kamil Akdoğan’a, ODTÜ Mezunları Derneği Disiplin Kurulu Yönetmeliği’nin ilgili 13. Maddesi gereğince, “yazılı uyarı cezası” verilmesi ve kararın bir üst yazıyla Derneğimiz Yönetim Kurulu’na iletilmesine karar verilmiştir.


9 Ocak 2019 Tarihli ODTÜ MD Disiplin Kurulu Kararının Üst Yazısı
9 Ocak 2019 Tarihli ODTÜ MD Disiplin Kurulu Kararı, Sayfa 1/2

9 Ocak 2019 Tarihli ODTÜ MD Disiplin Kurulu Kararı, Sayfa 2/2

Cümleye dikkatinizi çekerim.  “Sayın Kamil Akdoğan’ın sözleri ve yazılı iletisi, eleştiri sınırlarının ötesinde, eleştiri sınırlarını zorlayan bir özellik taşımaktadır”. Mesajı bilmeyen birisi küfür ettiğimi ya da ağır bir kişisel hakarette bulunduğumu düşünebilir. Ayrıca, “yazılı ileti”den kast edilen şeyin ne olduğunu anladım, Whatsapp mesajı kesinlikle, ama “Sözleri”nin ne olduğunu anlamadım. Oysa ki, sözlerime ve yazılı iletime istinaden ceza vermişler ama ne sözlerimden bahsetmişler, ne de “eleştiri sınırlarının ötesinde”kilerden.

Herkes bilsin diye ben paylaşıyorum.

İşte bu mesaj on yıldan fazla bir süre tanımanın ve beraber çalışmanın da verdiği bir hukuka dayanarak bir kişiye özelden yazdığım, hiçbir hakaret içermeyen ve asıl olarak kişisel sitem ve eleştiriden öteye gitmeyen sözlerden oluşuyor. Ama muhatabı çok kızmış olmalı ki, özel olduğuna aldırış bile etmeden etrafına yaymış.

Ama ben bunu şimdilik bir kenara bırakıyorum, hatta bir önceki dönem disiplin kurulunda bu mesajla ilgili soruşturmaya gerek olmadığına ilişkin kararı da bir kenara bırakıyorum. Bu dosyanın Disiplin Kurulu’nun önüne yeniden neden geldiğini de tartışmayacağım.

“Ceza”ya giden süreç hakkında bilgilendirme yapmak istiyorum sadece.

Henüz bu karar alınmadan önce mevcut Disiplin Kurulu başkanı tarafından telefonla aranmıştım. Kendisi biraz da sıkılarak konuyla ilgili benimle “sohbet” etmek istediğini söylüyordu. Telefonda verdiğim yanıt olumsuzdu ama daha sonra büyük bir nezaketle benimle konuşan bu hiç tanımadığım kişinin “sohbet” teklifine karşı kabalık yaptığımı düşünerek kendisini arayarak görüşmeyi kabul ettiğimi söyledim.

Başka arkadaşların da olduğu bir ortamda güzel bir sohbet içinde bu konuyu konuştuk. Kendisiyle yalnız konuşabileceğim önerimi de kendisi geri çevirdi.

Disiplin Kurulu Başkanı “özür dilemem” konusunda düşüncelerimi sordu, ben de kendisine özür dileyecek bir şey yapmadığımı söyledim. Ama şimdi fark ediyorum ki Disiplin Kurulu Başkanı mesajımı ciddi olarak okumamıştı. Zira kendisine mesajda neyin kusurlu olduğunu sorduğumda verdiği yanıt “çöp” kelimesini kullanmış olmamdı! “Emek harcanmış” bir belgeye “çöp” demem yakışık almamıştı! Düşünebiliyor musunuz Disiplin Kurulu Başkanının bütün diyebileceği buydu: “Emek harcanmış bir belgeye” “çöp” demek… Ama sayın başkan şunu yanlış biliyordu. Zira ben o mesajımda “çöp” sözcüğünü kullanmamıştım. Bir başka deyişle sayın başkanın mesajım hakkında diyebildiği tek şey bile aslında mesajda olmayan bir itham idi.

Sonrasında kendisine kararın alınıp alınmadığını sordum. “Tarafları incitmeyen” bir karardan söz etti ama bana söyleyemeyeceğini belirtti. Neden diye sorduğumda etik olmadığını söyledi, peki özel mesajı yaymanın etik olup olmadığını da gündeme aldınız mı diye sordum, aldıklarını söyledi. Böylece az çok bir fikir oluşmuştu kafamda. Son söz olarak beni kurban ettiklerini anladığımı ifade eden bir cümle kurdum, verdiği yanıt “ne münasebet”, “nereden çıkarıyorum” bunları gibi bir yanıttı.

Sonuçta gördüm ki,

Sayın Disiplin Kurulu Başkanının

Gerek sohbette, gerek telefon görüşmelerimizde, gerekse de kendisiyle yaptığımız yazışmalarda söylediği pek çok şey doğru değildi.

Olmayan bir “çöp” için “politika”ya “kurban” etmişti onca yılımın emeğini.

Bu yüzden çok net söylemek zorundayım ki; onca yılımın emeğine tamamen özel bir sitem ve eleştiri yüzünden ceza kesmek sorumsuzluktur.

Haksızlık üzerine haksızlıktan başka bir anlamı olmayan bu karara ortak olan herkes istifa etmek zorundadır.

Saygılarımla

Kamil Akdoğan