ODTÜ Mezunları Derneğinin Mali Durumuna İlişkin Zorunlu Açıklama

Dernek Üyelerimiz ve ODTÜ Bileşenlerinin bilgisine;

16 Mart Cumartesi günü gerçekleştirilen Seçimsiz Olağan Genel Kurul’unda yaşananlarla ilgili gelişmeleri daha önce paylaşmıştık. Gelinen süreçte derneğimizin, ciddi bir mali ve buna neden olan yönetememe krizi ile karşı karşıya kaldığını somut verileri ile ortaya koymuş, üyelerimizi bu durum karşısında bilgi sahibi olmaya ve derneğimize sahip çıkmaya çağırmıştık.

Genel Kurul’u terk etmek durumunda kalmamızın ardından, özellikle mali konulara ilişkin sunulan çalışma raporunda- daha önce defalarca kez yaptığımız uyarı ve eleştirilere rağmen- yanlış bilgilerin verilmeye devam ettiğini üzülerek öğrenmiş bulunuyoruz. Genel Kurul’un hemen öncesinde istifa eden Sayman Üye Nihal Uysal’ın yerine görevi devralan Mete Mutlu tarafından yapılan sunumda 9 aylık döneminde yaratılan yaklaşık 1 milyon TL’lik zarar ve 2.2 milyon TL’ye çıkan finansal açığın tüm külfeti (1) geçmiş dönemde yapılan anlaşmalar (özellikle Tuborg ile yapılan anlaşma) ve (2) toplu iş sözleşmesinden kaynaklandığı iddia edilmiştir.

Bu konu daha önce 16 Ocak’ta yapılan bilgilendirme toplantısında da gündeme gelmiş, bir önceki yönetim kurulunda bulunan arkadaşlarımız bu bilgilerin gerçeği yansıtmadığını o toplantıda paylaşılmıştır. Buna rağmen devam eden spekülasyonlar, bizi bu açıklamayı yapmak zorunda bırakmıştır.

Buradayız grubu içinde çalışmalarını sürdüren ve geçen dönem yönetim kurulunda görev alan arkadaşlarımızın da daha önce ifade ettiği, görevde olan yönetim kurulunun sunumlarında da teyit ettiği üzere;

  • Yeni yönetim görevi gelir gider tablolarında artı 271 bin TL ile devir almış,bu rakamın 9 aylık süre sonunda yaklaşık olarak eksi 680 bin TL ye gerilemiştir.
  • Yine 1.2 milyon TL olarak devralınan finansal açık bugün 2.2milyon TL yeçıkmıştır (Detay için bkz. http://buradayiz.net/odtu-mezunlari-dernegi- calismalarina-ve-6-aylik-degerlendirmeye-dair-degerlendirmemiz-ii-mali- durum/ ).

Derneğimizin bu durumu endişe verici olmakla birlikte, yönetimin bu durumun sorumluluğunu alarak gerekeni yapmak yerine hala “geçmiş dönemden gelen yükler”den dem vurmaya devam etmesi üzücüdür. Bu bakış açısı sorunların doğru tespitini engellemekte ve krizin daha da derinleşmesine sebep olmaktadır.

Sorunların doğru tespiti için öncelikle geçmiş dönemin sırtlarına yüklediği “kambur” olarak görülen iki konuda doğru bilgilere sahip olmamız gerekir.

1. Tuborg Anlaşması

• Geçtiğimiz yönetim döneminde, daha önceki yıllarda yapılan sözleşmelerde taahhüt edilen kotanın henüz %60’ına gelinmişken, karşılıklı iyi niyet gösterilerek kalan kısım al sat yapılarak kapatılmıştır. Sözleşme, koşulları neredeyse aynı şekilde korunarak ve 180 bin + KDV ön ödeme (ön iskonto bedeline mahsuben) alınarak 5 yıl geçerli olmak üzere ve yaklaşık 60 bin litre taahhütle 25 Temmuz 2017 tarihinde yenilenmiştir.

  • Bu anlaşma ve anlaşmanın eki olan taahhüt senedi, o dönem yönetim kurulu üyesi ve Himmet Şahin’in vefatından sonra yönetim kurulu başkanı olan ve mevcut yönetim kurulunun da bir üyesi olarak görev yapmaya devam eden  İ. Seyhan Çamlıgüney ve yönetim kurulu sayman üyesi H. Can Doğan tarafından kişisel kefalet verilerek imzalanmıştır.
  • Bu tarz sözleşmelerin şartları ve yaratacağı sonuçlara ilişkin denetim yapmakla sorumlu dönemin Denetleme Kurulu (DK) (DK Başkanı Günay Bulutmevcut yönetimde de DK üyesidir– , DK üyesi Emre Güner – mevcut yönetimde de DK üyesidir-, DK Üyesi Ümit Ragıp Üncü – mevcut yönetimde yedek yönetim kurulu üyesi ve işletme komitesi üyesi olarak görev yapmaktadır) periyodik olarak yaptıkları yayınladıkları denetim raporlarda konuyla ilgili olumsuzluk belirtmemiştir.
  • Himmet Şahin’in vefatından sonra göreve seçilen YK Başkanı İ. Seyhan Çamlıgüney’in önerisi ve yönetim kurulunun kabulü ile A. İrfan Türkkolu (mevcut YK Başkanı), mali konularda Mete Mutlu ( YK Başkan Yardımcısı -Mart 2018 e kadar- ve mevcut Sayman) ve hukuki konularda Av. Mustafa Özer danışman olarak atanmıştır. Danışmanlarımızın, özellikle Mete Mutlu’nun finansal duruma ilişkin yaptığı çalışmalarda da sözleşme ile ilgili herhangi bir olumsuzluk belirtilmemiştir. Aksine, bizzat Mete Mutlu tarafından bu anlaşmanın piyasaya koşulları içerisinde oldukça iyi bir anlaşma olduğunu ifade edilmiştir. Sürece tanık olan Ümit Ragıp Üncü ve Emre Güner’in bu konuda mutlaka söyleyecekleri olmalıdır.
  • Mete Mutlu tarafından ifade edilen anlaşma şartlarının bira fiyatını marketlerin üzerinde tuttuğu iddiası tamamen çarpıtmadır. Alım fiyatları karşılaştırılarak bu iddianın doğru olmadığı görülebilir. Sözleşme, perakende satış fiyatından yaklaşık olarak %27 iskonto alınarak yapılmıştır. Eğer 180 bin TL + KDV ön ödeme alınmadan yapılsaydı iskonto %32-33 civarında olacaktı. Bütçenin kendini döndürebilmesi adına seçenekler arasında yapılan bu tercihin karşılaştırılması da merak edenler tarafından yapılabilir.
  • Anlaşmanın Derneğin geleceğini ipotek altına aldığı söylemi de tamamen çarpıtmadır. Sözleşmede yer alan 5 yıllık süreç 60 bin Litre ile sınırlandırılmıştır. Normal koşullarda bu rakam bir yönetim kurulu dönemi süresince tamamlanabilir bir miktardır. Örneğin geçtiğimiz yönetim döneminde yapılan 4 günlük Milyon Fest etkinliğinde, bira satışlarının bir kısmı derneğin kotasından gerçekleştirilerek (sadece kota kullanımı) 15 bin litre kotamızdan düşürülmüştür. Mevcut yönetim, seçilmelerinin ardından geçen yaz döneminde bu etkinlikleri “piyasacı” bularak iptal etmiştir. Bu yönetimin anlayışıdır denilerek saygı duyulabilirdi lakin Amerika’yı yeniden keşfeden yönetimin mali sorunların artmasıyla birlikte Çim Amfiyi kiralama projesini gündemine almış ve bugün kurtarıcı olarak sunması manidardır.
  • Son olarak, velev ki kötü bir anlaşma yapılmış olduğunu düşünelim, birkaç dönemdir bu sözleşmeyle birlikte konsolide mali tablolarda karlı giden dernek, bu dönem yine aynı anlaşmayla nasıl zarara uğrar? Bu anlaşmaların Derneğin mevcut mali durumunu açıklamak için en güçlü argümanlardan biri olarak sunulması abesle iştigaldir.

Tekrarlamak pahasına, süreçte aktif olarak yer alan ve yukarıda isimleri geçen üyelerimizin biri hariç hepsi bugün yönetim kurulunda çeşitli görevlerde yer almaktadır. Soruyoruz: Bu ne piyaz bu ne lahana turşusu?

Toplu İş Sözleşmesi

Öncelikle şunu belirtmek isteriz ki, kendisini emekten yana tarif eden yönetim kurulu sayman üyesinin, kendilerinin yarattığı çıkmazı çalışanların ücretleri üzerinden açıklamaya çalışması bizim için utanılacak bir durumdur.

Yapılan toplu iş sözleşmelerinde,
çalışan sayısındaki artışı da katarak toplam yıl sonu personel maliyetleri üzerinden çalışan ücretlerinde:

  • 2015 yılına kıyasla 2016 yılında %12
  • 2016 yılına kıyasla 2017 yılında %19
  • 2017 yılına kıyasla 2018 yılında %17

artış gerçekleştirilmiştir. Bu rakamların tamamı resmi olarak sunulmuş mali raporlarda bulunabilir. Eski yönetimlerde bu artışların maliyetlere oranı, işletme satış fiyatlarına yansıtılarak denge kurulmaya çalışılıyorken, mevcut yönetimin popülist uygulamaları bu artışı kontrol altında tutamama ve sürecin yönetilememe noktasına gelmesine sebep olmuştur.

Ücret artışı oranları iddiaları ile ilgili olarak, imkanlarımız el verseydi elbette Dernek emekçilerimiz için daha yaşanabilir ücretler alabilmesini sağlamak isterdik. Fakat mevcut TİS’te Yönetim Kurulu adına yapılan sunumlarda iddia edildiği gibi çalışan ücretlerinde %30ların üzerinde artış olduğu iddiası da gerçek dışıdır.

Bu konuda yetkili sendikalar Tez-Koop ve TOLEYİS in de açıklama yapmasını umuyoruz.
Bu spekülasyonları gerektirecek olası nedenler daha da endişe vericidir. Bu manipülasyonlarla, çalışanların ücretlerini ödeyememe, çalışma saatlerini kanunsuz bir şekilde arttırma çabası ve bugünlerde sıkça dillendirilen ücretsiz izin, “gönüllü işten ayrılma” gibi durumlarının eş zamanlı gerçekleşmesi aklımıza bazı soruları getirmektedir.

Genel Kurul’a katılan dostlarımız, Genel Kurul’u terk ederek bu gerçekleri orada ifade etmediğimiz için bizi eleştirmiştir. Biz hem usulüne uygun olmadan yapılan hem de tüzük değişikliği ile ilgili alınan kararla demokratik ve katılımcı bir sürecin işletilmesini engelleyen bu toplantıda bulunmayı doğru bulmadığımızı ifade ettik ve ediyoruz.

Yönetim kurulunu seçimlerde vaad ettikleri gibi her konuda şeffaf olmaya; yukarıda açıkladığınız konular başta olmak üzere tartışmalı konulara ilişkin en kısa süre içerisinde, tüm belgeleri üyelerimizin bilgisine sunarak adil ve katılımcı bir tartışma ortamının yaratıldığı bir forum çağrısı yapmaya davet ediyoruz.

Bu sürecin daha da derinleşmemesi için de yönetimin bir an önce istifa etmesi çağrımızı da yineliyoruz.

#BURADAYIZ

Genel Kurulu Niçin Terk Ettik?

ODTÜ Mezunları Derneği Üyelerimizin bilgisine,

Derneğimiz, üniversitemiz ve öğrencilerimiz için “Buradayız” diyerek ODTÜ Mezunları Derneği çatısı altında örgütlenen bizler, 16 Mart 2019 tarihinde yapılan 2019 Yılı Seçimsiz Olağan Genel Kurulu’nu terk etmek durumunda kaldık. Buradayız demenin sorumluluğu ile  derneğimizin güncel durumunu ve kararımızın sebeplerini kamuoyunun bilgisine sunarız.

Genel Kurulda gündeme getirmek istediğimiz, defalarca yönetim kurulundan bilgi istediğimiz ve alamadığımız önemli konuları siz dernek üyelerimizin bilgisine sunarız;

1- ODTÜ’lü öğrencilere destek olmak isteyen ODTÜ’lülerin ve ODTÜ dostlarının katkılarıyla oluşturulan Burs Fonunda  gerek bağışçılar ve gerekse maraton çalışma grubunun topladığı bağışlarla yaklaşık olarak 1 milyon 150 bin TL civarında para olması gerekmektedir. Fakat 31 Ocak 2019 itibari ile bu rakam bilançolara 664 bin TL olarak yansımıştır. Başka bir deyişle, burs olarak toplanan yaklaşık 500 bin TL  ihtiyacı olan öğrenciler için değil, derneğin başka harcamaları ve borçları için kullanılmıştır.

2- Yine Genel Kurula gelinirken, uzun süredir maaşları düzenli ödenmeyen çalışanların maaşları, salonda eleştiri almamak için apar topar ödenmiştir. Bu ödemenin yaklaşık 150 bin TL kadar bir miktarının yine burs fonundan kullanıldığı bazı yönetim kurulu üyelerinin ikili konuşmalarından duyulmuştur. 

İHTİYACI OLAN ÖĞRENCİLERE DESTEK OLMAK İÇİN BURS FONUNDA TOPLANMIŞ YAKLAŞIK 650BİN TL GİBİ BİR RAKAMIN BAŞKA AÇIKLARI KAPATMAK İÇİN ÇEKİLDİĞİ VE YERİNE KOYABİLMENİN OLDUKÇA GÜÇ OLACAĞI GÖRÜLMEKTEDİR.

3- Seçilen yönetim kurulunun göreve başladığı Haziran 2018’den Aralık 2018 sonuna kadarki 6 aylık kısa süreçte yaklaşık 1 milyon TL gibi  zararla dönemi kapatmıştır. Bir önceki dönem yönetim kurulu görevi devrederken gelir gider farkı arttı 271 bin TL iken Aralık ayı sonunda görevdeki yönetim mali yılı eksi 663 bin TL ile kapatmıştır.

4- “Derneği kurtarma projesi” olarak sunulan Çim Amfi’nin kiralanması ile ilgili sözleşme defalarca kez endişelerimizi dile getirmemize ve sözleşmeyi imzalanmadan üyelere açık bir ortamda tartışılmasını talep etmemize rağmen, şeffaf bir süreç izlenmeden imzalanmıştır. Aldığımız duyumlar bu anlaşmanın var olan borç batağını düzeltmek yerine daha da derinleştireceği bu yetmezmiş gibi  derneğimizin geleceğini de ipotek altına alabileceği riskini taşımaktadır.

Genel Kurulu terketme nedenlerimiz;

Yeni yönetimin belirlendiği son genel kurulda (9-10 Haziran 2018)  alınan karar gereği, 2018-2020 döneminde görev yapacak yönetim kuruluna Dernek Tüzük ve Yönetmeliklerin değiştirilmesi / güncellenmesi için olağanüstü genel kurul yapma görevi vermiştir. Bu doğrultuda yönetim kurulu yasal süresi içinde geçtiğimiz günlerde 16 Mart Cumartesi günü için Seçimsiz Olağan Genel Kurul çağrısı ve 17 Mart Pazar günü ise bahsedilen olağanüstü genel kurul çağrısını yapmıştır. Ancak bugüne gelindiğinde (16 Mart) her iki genel kurulu ortak gündemle toplamaya çalıştığı görülmüştür. Bunun usul olarak yanlışlığına ve genel kurulun hukuki olarak tehlikeye düşebileceği gerçeğine itirazlarımıza, kürsü konuşmalarımıza rağmen ben yaptım oldu dayatması ve divan başkanının tarafsızlık ilkesine aykırı biçimde yangından mal kaçırırcasına gündemi oylamaya çalışmıştır.

Yönetimin Dernek Tüzük ve Yönetmeliklerin değişikliklerinin kabulü yönündeki, madde madde tartışıp oylanması yerine çok iyi bildiğimiz torba yasa modeline benzetip tümünü oylayıp bitirelim tutumu ve duyarsızlığı
– ısrarlı itirazlarımıza rağmen – çok manidardır. Tüzüğümüzde, ki tüzük değişikliği Genel Kurulda, yönetmelikler ise yönetim kurulu tarafından değiştirilir ancak bu değişikliklerin Genel Kurul onayı şartı değiştirilerek bazı yönetmelikleri tamamen Yönetim Kurulunun sorumluluğuna bırakmak acaba bunun bir sebebi midir? Yetkileri tek elde toplayan anlayışı bize hatırlatmaktadır. Parmak sayısı kadar demokrasi anlayışı ile,  tamamen usulsüz olan genel kurulda kalmamızın bir anlamı olmadığına karar vererek, görüşmelere geçilmeden salonu terk ettik.                                                                                                       

Sonuç olarak,

Derneğimiz hem idari hem mali yönden bir açmaza sürüklenmeye devam etmektedir. Böyle devam etmesi durumunda Derneğimizin geri dönülemez bir noktaya gideceği açıktır. Dernek yönetim kurulunun kendisinin yarattığı bu süreci tersine çeviremeyeceği net olarak görülmüştür. Derhal daha fazla zarar vermeden istifa etmelidir.

Tüm dernek üyelerimizin süreç hakkında bilgi sahibi olmaya ve sürece müdahil olmaya davet ediyoruz.

#BURADAYIZ

ODTÜ MEZUNU KADINLARIN AÇIKLAMASINI BİLGİLERİNİZE SUNARIZ

ODTÜ MEZUNLARI DERNEĞİNDE YAŞANAN ERKEK ŞİDDETİNİ KINIYORUZ

Derneğimizde son günlerde biz kadınlar için endişe verici ve kabul edilemez, toplumsal cinsiyet eşitliğinden uzak, eril dilin ve erkek şiddetinin hüküm sürdüğü bir takım gelişmeler yaşanmaktadır. Bu şiddete doğrudan ve dolaylı maruz kalan ve tanık olan kadınlar olarak açıklama yapmayı bir zorunluluk olarak görmekteyiz

Öncelikle dernek çalışanlarımızdan bir kadın arkadaş erkek şiddetine maruz kalmıştır. Eylül ayından bu yana maaşları geç ödenen, son maaş ödenmesinin ise neredeyse iki ay boyunca yapılmayan ve bu yüzden Yönetim Kurulu üyeleri ile yapılan toplantıya katılan kadın çalışanın yalnız yaşayan bir kadın olarak hem tek geçim kaynağı olan maaşının henüz yatmamış olmasını hem de toplu iş sözleşmelerine ve iş kanuna aykırı olarak uzun saatler çalıştırılmak istenmesini “ahlaka uygun olmadığını” belirtmesi üzerine Dernek Başkanı A. İrfan Türkkolu elindeki cep telefonunu fırlatmıştır. Bununla ilgili haklı bir özür beklentisi içinde olan arkadaşımıza verilen cevap ise “telefon ona isabet etmedi ki bu şiddet değildir” olmuştur. Üstelik kadın arkadaşımıza işinden olabileceği ima edilerek işiyle tehdit edilmiştir. Hakkını arayan bir insana, Derneğimiz gibi demokratik haklara sonuna kadar sahip çıkması beklenen bir mecrada böyle bir davranış kabul edilemez.

Diğer bir örnek de 8 Mart etkinlikleri kapsamında ODTÜ Koleksiyon Kulübü tarafından düzenlenen ve ODTÜ Mezunları Derneği Yönetim Kurulu imzasıyla yayınlanan “8 Mart Dünya Kadınlar Günü Karma Sergisi” çağrı metnidir. Evlilik ve aile hayatını kutsayan “Toplumun temelini oluşturan aileden yola çıkarak “Evlilik, hayatı taçlandırmaktır” ana teması; Sosyal yaşamımızın temelini oluşturan aile yapısının temel direği olan kadına ait kadın hakları” gibi ifadelerin yer aldığı metin hem derneğin web sitesi ve facebook hesaplarında yayınlanmış hem de e-mail yolu ile tüm üyelere iletilmiştir. Çağrı, biz kadınların çeşitli mecralarda verdiği tepkiler sonucu güncellenmiştir.

Bu süre zarfı içinde Yönetim Kurulu’na seçilen 2 kadın üye istifa etmiş, yedek üyeler arasında bulunan kadınlar yerine erkek üyeler yönetime çağrılmış, böylece dokuz kişilik yönetim kurulunda halihazırda az olan kadın temsiliyeti bire düşmüştür. 

Ve son olarak, 16 Mart 2019 tarihinde düzenlenen Seçimsiz Olağan Genel Kurul’da tüzük değişikliği maddelerinin “torba yasa” şeklinde oylanmasını protesto eden grubun içinde bulunan bir kadın arkadaşımız hedef alınarak hakaret edilmiştir. Arkadaşımızın bunu kabul etmeyerek özür dilenmeden salondan çıkmayacağını, bu söylemleri kadınlara karşı takınılan tutumun bir yansıması olarak gördüğünü ifade etmesi üzerine Yönetim Kurulu üyeleri tarafından her şeyi kadına yönelik olarak tanımlamakla itham edilmiş, Kurul’da bulunan bir erkek tarafından “uzatma çık dışarı” ifadelerine maruz kalmıştır.

TÜM BU OLANLAR BİZİM İÇİN KABUL EDİLEMEZ
Bütün bu olanlar dernek yönetimindeki eril zihniyetin göstergesidir. Bu eril dil ve kadına yönelik şiddetin herhangi bir biçimi, ODTÜ’nün geçmişten bugüne sahip çıktığı çağdaş, demokrat, eşitlikçi anlayışa yakışmamaktadır. Eril zihniyet ve yansıması olan eril dilin biz kadınlara dayatılması kabul edilemez. Kadınlar olarak bulunduğumuz her yerde olduğu gibi derneğimizde de tüm gücümüzle bu zihniyeti görünür kılıp değiştirmek için mücadele edeceğiz.

ODTÜ mezunu tüm kadınları bilinçli ya da bilinçsizce maruz bırakıldığımız her türlü şiddete karşı birlik olmaya çağırıyoruz.

YAŞASIN KADIN DAYANIŞMASI

ODTÜ MEZUNU KADINLAR

SİYASİ İÇERİKLİ BOYA, 8 MART ve MALUM ŞEYLER

90’lı yıllardayız, sabah bölüme geldim kapıda A4 kağıdına yazıcıdan çıkarılmış ismimin olduğu bir duyuru, bölüm sekreterine acil olarak uğramam isteniyordu. Çıktım Hatice Hanım’ın yanına, elime bir kağıt tutuşturdu ve hakkında soruşturma var dekanlığa gitmen lazım dedi. Topluluğa indim, söylenen saati beklerken, benim gibi topluluk yönetiminde olan diğer arkadaşlar da damlamaya başladı. Herkeste aynı kağıt ve bağlı bulundukları fakülte dekanlığına çağrı. Demek ki mesele topluluk faaliyetleri ile ilgili o zaman kültür işlerine bir soralım bu nedir diye. Ulaştık o dönemin kültür işleri müdiresi Rafiye Karakan’ı. Çiller’in ODTÜ şubesi olurdu kendileri. Tüzün Denli Hanım emekli olunca yurtlar müdürü olan bu hanımefendi yerine atandı. Herkese illallah ettiren cinsten. Hatta bunun yüzünden eşi mülayim insan Hüseyin bey (yanılmıyorsam o da bir yurdun müdürü idi) bazı yaramaz çocuklar tarafından tenhada kıstırılıp dayak yemişti. Ne çektin Hüseyin abi Rafiye Karakan yüzünden 🙂 . Neyse konuyu dağıtmayalım, yaptığımız görüşmeler sonucunda rektör tamamızı makamına çağırdı. Gittik , yanında rektör yardımcısı ve Rafiye ile bizi bekliyordu. Nedir mesele dediğimizde, Rafiye bed sesiyle sizi attıracam okuldan, göreceksiniz siz diye bağırmaya başladı. Meğersem barakada bulunan topluluk odasının kapısı açık kalmış, bahar şenlikleri zamanı ve duvarlara yazılan siyasi içerikli yazıların peşine düşen jandarma bir operasyonla toplulukta bulunan dolu-boş boya kutularını ele geçirmişti. Tabi o zamanlar güya yakalanan malzemeler, ”vatana millete kast etmiş” azılı siyasi gençler bir masa etrafında TRT kameralarına poz verdirtilirdi, anadoludan görünüm programında dramatik müzik eşliğinde teşhir edilirdi ta ki Remzi Basalak o masaya tekme atana kadar. Saygıyla anıyorum. Tabi bunu yapmadılar ama suçumuzun siyasi içerikli boya bulundurmak ve yakalatmak olduğunu öğrendik. Şimdi su bazlı boya, sentetik bazlı boyayı biliyorduk da bu siyasi bazlı nasıl bir şey aldı bizi bir düşünce. O zamanki rektör en azından bizimki (şimdiki) gibi değildi, az buçuk ODTÜ geleneği, demokrasi vs değerlerden haberdar idi. Çekti bize bir nutuk, efendim tabi ki üniversitede düşünce özgürlüğü olmalı, siyasi fikirlerini herkes ifade edebilmeli, hatta bildiri dağıtmak vs kendisi için kabul edilebilir olduğunu (yersen) söyledi ama duvarlara yazı yazmak devlet malına zarar vermek kabul edilemez. Bu arada benim kafa halen boyada, ulan hangi boya bu, kim koydu, hangi fraksiyondan arkadaşlar bunu yaptı diye düşünürken bende jeton düştü. Hocam dedim bu siyasi içerikli boyanın ne renk olduğunu biliyor musunuz? Şaşırdı rektör, ne demek yani? Hocam dedim hangi salak siyasi arkadaş beton duvara (gri renk) yine gri renkte boyayla slogan yazmış olabilir? Anlamadı tabi, çünkü ben olayı anlamıştım. Birgün önce okulun duvarlarında olması gerektiği gibi kırmızı boya ile yazılama yapılmıştı ancak bizim oda da olan boya gri renkteydi. Dedim hocam kültür işleri müdürenize sorar mısınız bizi okuldan atmadan önce boyanın rengine bakabilir mi? Baktırdı evet renk griydi. Çünkü topluluklar bütçesinde kesintilerin yapılmasından ve kütüphane sergi salonunun bize yasaklanmasından dolayı kendi topladığımız paralarla topluluk duvarlarını griye boyayarak sergimizi açmış ve kalan boyalarıda kenara bir köşeye koymuştuk. Rektör Rafiye’ye pis pis baktı ve bize gidebilirsiniz çocuklar deyip gönderdi.

Şimdi diyeceksiniz nerden aklına geldi bu anı, bizimki yani sayın cumhurbaşkanım, sayın cumhurbaşkanım diyerek terleyip terleyip ortalarda dolaşan abimiz, sosyal demokrat gençlerin bir kadın milletvekilinin de çağırılı olduğu 8 Mart’a yönelik bir panel yapma talebini reddetmiş ve tüm siyasi içerikli (ne demekse) aktiviteleri yasaklamış. Bunu duyunca aklıma geldi, kesin bizimkinin içine SS lerin uniforma rengi olan gri renkli siyasi boya kaçmış dedim kendi kendime.

***

Derneğimiz yarın (16.03.2019 Cumartesi) mali genel kurula ve bir sonraki günde tüzük değişiklikleri ile ilgili önceki genel kurulda 2018 Kasım da yapılması kararı gereği (olsun yapılıyor ya üçüne beşine bakmayın) Tüzük Değişikliği genel kuruluna çağırıyor. Ben deniz, yerimi alarak Ersen ve Dadaşlar’ın PR cısı arkadaşın yardımıyla hazırlanan İrfan ve Geriye Kalan Arkadaşlarının (grubun orijinal çıkış ismi İrfan ve Arkadaşları idi ancak istifa edenler, küsüp gidenlerden sonra bakiye budur) sunumlarını dinleyeceğim. Neyseki unutmamışlar son iki gün kala mali kurula yönelik çalışma raporunu yayımlayabildiler. Ben tabi evde tabletimden gazetemi okurken baktım 2019 çalışma raporu başlığı ile www.odtumd.org.tr sayfasına konmuş. Heyecanlanıp içerde sınav kağıtları ile cebelleşen Sevim’e seslendim; ”Sevim koş yayınlamışlar!!”. Mali genel kurul olunca tabi insan doğal olarak merak ediyor, çalışanların parasını zamanında ödeyemeyen, ihtiyacı olan öğrencilere bir nebze destek olmak için oluşturulan burs fonundan ciddi miktarda parayı kullanarak yerine koyamayan ve üstüne üstlük parasız kalan çalışanlarını işiyle tehdit edip, gerektiğinde mobil telefonun sağlamlığını üzerlerinde test eden (bkz. http://buradayiz.net/dernek-yonetimini-geregini-yapmaya-cagiriyoruz/) irfan ve geriye kalan arkadaşları, nasıl bir rapor hazırlamışlar. Sevimle sayfaları çevir çevir (tabi tablette öyle bir özellik var pdf dökümanda) en sonunda fasulye kadar mali raporu bulduk. Valla bişey anladık mı? Iıhh. Detay yok, neden yok, sonuç yok ama bir şeyler var aklımda. Seçildikleri günden bugüne oluşmuş 1 milyon zarar (bkz. http://buradayiz.net/odtu-mezunlari-dernegi-calismalarina-ve-6-aylik-degerlendirmeye-dair-degerlendirmemiz-ii-mali-durum/), 1.2 milyondan 2.2 milyona çıkmış finans açığı ve yaklaşık 490bin lira burs fonundan çekilmiş ve yerine konulamamış para. Nerden, hangi tablolardan okudum bunları diye soracak olursanız; buradayız, şuradayız deyip dolanan, bizimkinin (rektör) deyimiyle okula ne yapmış bir amfi penceresi bile bağışlamamış, 80 öncesinin jargonuyla konuşan ama hepsi odtülü okumuş çocuklar analiz edip raporlamışlar. Tabi bu fasulyeden raporu görünce, bizim fasulyeci, nohutçu diye küçümsenen Komünist Başkan aklıma geldi. Öğretim elemanları derneği (ÖED), başkanımın da katılacağı bir paneli rektörlüğün izin vermemesi nedeniyle dernekte düzenlemek istiyor. Önce olur denilen iş, sonra hayır fasulyeci başkan gelmemesi şartıyla olur deniyor. Niye ? Çünkü süper ego İrfan başkan ve arkadaşları kendisini arıyor cevap vermiyor ve geriye de dönmüyor. Bunun üzerine 14 civarında yönetim kurulu üyesi (asil yedek karışık) oturup durum değerlendirmesi yapıyor. Kesin diyorlar bu işin altında eski yönetimden birileri var. Komunist başkanla konuşmuşlardır ve irfan ve arkadaşları ararsa telefonu açma başgaanıımm demişlerdir. O zaman biz de misilleme olarak buraya gelmesine izin vermeyelim. Of ki ne of. Ne diyeyim? Tümüne acil şifa dileyip, fasulyeci nohutçu komünist başkanıma seçimlerde başarılar dileyeyim.

“U can’t touch this”

Cemil MC Hammer

Dernek Yönetimi’ni gereğini yapmaya çağırıyoruz!

Kamuoyuna
Daha önce çeşitli yerlerde yönetim kurulu ile sözlü ve yazılı olarak paylaştığımız, herhangi bir geri dönüş alamamamız üzerine bir rapor halinde kamuoyu ile paylaştığımız endişelerimiz ne yazık ki gerçeklik olarak gün yüzüne çıkmaya başlamıştır.
En son, Derneğimizde yetkili sendika olan Tez-Koop İş’in ODTÜ Mezunları Derneği Yönetim Kurulu’na yazdığı yazı (ekte sendika yazısını indirebilirsiniz), Derneğimizin geleceği açısından son derece önemlidir. Raporumuzda endişe duyduğumuz konular arasında yer alan Personel Maaşlarının ödenmesi konusu ne yazık ki… Sendika tarafından verilen bilgiye göre Eylül 2018’den bu yanan Dernek personelimizin maaşları zamanında ödenmemekte, yapılan ücret ödemeleri TİS’e uygun olmayacak şekilde iki taksitle ödenmektedir. Ayrıca, Şubat ayı maaşları da Tez Koop İş’in 13 Mart’a kadar ödenmemesi durumunda sözleşmeden gelen haklarını kullanacaklarını söylemesi üzerine ancak 13 Martta ödenmiştir. İşletme maaşları ile ilgili henüz bir bilgi bulunmamaktadır. Bunun yanında Mart ayının başında yürürlüğe girmesi ön görülen bir düzenleme ile hem TİS’e hem de 4857 sayılı İş Kanunu’na aykırı olarak normal çalışma süresinin haftalık 54 saate çıkarılmaya çalışılmıştır. Bilgilendirme kağıtlarını imzalamayan personelin isimleri istenmiştir.
Bu süreçlerin sonunda yapılan bir toplantıda Dernek çalışanı Merve Büyüktaş yönetim kuruluna tepki göstermiş, bunun üzerine ise tehdit ile karşılaşmıştır. Genç bir kadına yapılan bu şiddet ne yazık ki Dernek yönetiminin son dönemde daha da açığa çıkan eril tutumunun bir yansımasıdır.
Yönetim Kurulu konuya dair yaptığı tüm açıklamalarda sorumluluğu dışsallaştıran bir tutum sergilenmiş; yaşananlar ile ilgili farklı kişileri hedef göstermiştir. Halbuki hepimiz biliyoruz ki alınan ve alınmayan tüm kararlar Yönetim Kurulu sorumluluğundadır. Bu sorumluluğu alamayan bir Yönetim Kurulu olabilir mi?
Derneğimiz uzun bir süredir demokratik bir kitle örgütü olmaktan emek ve demokrasiden yana saf tutmaktan gurur duyarken; TİS’e aykırı bir şekilde emek sömürüsüne varan bir tutum ve buna demokratik bir tepki gösterenlerin işi ile tehdit edilmesi boyutuna varan bir tavır içine girilmesi kesinlikle kabul edilemez.
Derneğimizin, personel maaşlarını bile ödeyemeyecek duruma düşmesi bir yana çözücü adımlar atmak yerine süreci daha da karmaşıklaştırarak içinden çıkılamaz hale getiren Yönetim Kurulunu ve bu anlayışı şiddetle kınıyoruz.
Derneğimizin ciddi bir darboğaza girmesine, çalışma barışının bozulmasına neden olan, emek karşıtı uygulamalar ile bu süreci yönetilemez hale getiren ve çeşitli nedenlerle arka arkaya istifaların yaşandığı yönetim kurulunu gereğini yapmaya davet ediyoruz.

#BURADAYIZ